Giriş   
Zaman: 18 Kas 2017 06:33
 
Hukuk
Ana sayfa
Yenilikler
Hukuk programları
İçtihatlar
Hukuk sembolleri
Hukuki veritabanları
Linkler
  YARGITAY HUKUK DAİRELERİ İÇTİHATLARI   
  İçtihat  Seçin:   
 
İçtihat Ara: 
Sıralama:      
Dairesi:                      Önemli İçtihatlar
Kaynak:
Aranan Kelime:
 
Bulunan içtihat: 580 adet
19.HD.
E: 2002/6068 K: 2002/6590
11.10.2002
  • MENFİ TESPİT DAVASI
  • YETKİLİ MAHKEME
      İİK 72


ÖZET:T.C.
YARGITAY
19. Hukuk Dairesi

E:2002/6068
K:2002/6590
T:11.10.2002



Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yaZılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yonelik olarak verilen Hükmün davalı vekilinçe temyiz edilmesi üzerine temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davalı vekili, müvekkili şirketinin merkezinin İstanbul'da olduğunu, bu nedenle Antalya Mahkemesinin yetkili olmadığını belirterek yetki itirazında bulunmuştur.
İİK.nun 72 nci maddesinin son fıkrasında, menfi tesbit ve istirdat davalarının, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde ya da davalının ikametgahı mahkemesinde açılabileceği öngörülmüştür.
Bu yön gözetilmeden, süresinde ileri sürülen yetki itirazının yazılı şekilde reddedilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:06 Sıra No:550       Okuma:29275 
3.HD.
E: 2001/2818 K: 2001/3186
9.4.2001
  • BORCA VE YETKİYE İTİRAZ
  • YETKİLİ MAHKEME İNCELEME ZORUNLULUĞU
      İİK,HUMK


ÖZET:T.C.
YARGITAY
3. Hukuk Dairesi

E:2001/2818
K:2001/3186
T:09.04.2001



Daya dı1ekçesinde 248.000.000 lira alacak nedeniyle yapılan takide vaki itirazın iptali, %40 tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece yetkisizlik kararı verilip dosyanın talep halinde yetkili Şavşat Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı, dava dilekçesinde davalıya gıda maddeleri satıldığını, mal bedellerinin ödenmemesi nedeniyle yapılan takibe davalının haksız itirazının iptali ile %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Şavşat ilçesinde ikamet ettiğini,borca itiraz ile birlikte icra dairesinin yetkisine de itiraz ettiğini, mahkemenin de yetkisiz olduğunu beyanla davanın yetki yönünden ve esastan reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının ikametgahının Şavşat olduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı alacaklı, hem yetkiye hem de borca itiraz edilmesi karşısında genel mahkemede itirazın iptali davasını açmak yolunu seçmiştir. Bu davada da iddiasını alacağın satış sözleşmesinden doğan para alacağı olması nedeniyle HUMK.nun 10 ve BK. nün 73. maddesi gereğince davacının ikametgahının bulunduğu Ardahan İcra Dairelerinin ve Mahkemelerinin yetkili olduğu noktasına dayandırmıştır.
Davalı borçlu ise ortada bir sözleşme ve bundan doğan para alacağı olmadığını genel hükümlere göre borçlunun ikametgahı olan Şavşat İcra Daireleri ve Mahkemelerinin yetkili olduğunu, bu nedenle hem Ardahan İcra Müdürlüğünün hem de Mahkemenin yetkisiz olduğunu savunmuş, böylece İcra Dairesinin yanında mahkemenin yetkisine de itiraz etmiştir.
İtirazın iptali davası her ne kadar genel hükümler çerçevesinde yargılamaya tabi ise de davanın temelini icra takibinin oluşturduğunda ve davanın icra takibi ile ayrılmaz bir bütün teşkil ettiğinde kuşku bulunmamaktadır. Mahkemenin İcra Tetkik Mercii yerine geçerek icra dairesinin yetkisi konusunda bir karar verebileceğinin ve borca itirazı inceleme konusunda kendisinin yetkili olup olmadığını ancak bundan sonra karara bağlayabileceğinin kabulü, davaların en az giderle ve mümkün olan suretle sonuçlandırılması kuralına uygun düşmektedir. Aksinin kabulü halinde mahkeme icra İflas Yasasının 4. maddesinin emredici hükmüne aykırı olarak yargı çevresinde olmayan icra dairesi ile ilgili bir karar vermiş olur ki, bu yön kabul edilemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.3.2001 tarih, 2001/19-267 Esas 2001/311 Karar sayılı kararı gereğince mahkemece yapılacak iş; Tetkik Mercii yerine geçerek öncelikle icra dairesinin yetkisine yönelik borçlu itirazını incelemek, kabulü halinde kaza çevresinin yetkisizliği saptanmış olacağından esas hakkındaki itirazlara girişilmeksizin icra dairesinin yetkisiz olduğuna karar vermek, yetki itirazının kabul edilmemesi halinde ise esasa girişerek toplanacak delillerle uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermek olmalıdır. Mahkemece bu yönler gözetilmeden yazılı gerekçe ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 9.4.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:06 Sıra No:549       Okuma:29980 
17.HD.
E: 2005/11350 K: 2005/11617
20.12.2005
  • TAPU İPTALİ VE TESCİL
  • İYİNİYET - KÖK TAPU KAYDI
      3402 SAYILI KADASTRO YASASININ 20/A MAD


ÖZET:Özü : 3402 SAYILI KADASTRO YASASININ 20/A MADDESİNE GÖRE KAYIT VE BELGELERİN HARİTA, PLAN VE KROKİYE DAYANMALARI VE BUNLARINDA YERLERİNE UYGULANMALARININ MÜMKÜN BULUNDUĞU HALLERDE KAYIT KAPSAMININ KAYIT VE BELGELERDE GÖSTERİLEN SINIRLARA DEĞER VERİLEREK BELİRLENMELİDİR.


DAVA : Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda: Davanın reddine ilişkin (Ardahan Asliye Hukuk Mahkemesi)nden verilen 20.05.2005 gün ve 50/34 sayılı hükmün duruşma yapılması isteğiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı İ. vekili tarafından istenilmiş olmakla işin duruşmaya tabi olduğu belirlendikten sonra, temyiz isteğinin süresinde olduğu tespit edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Hükmüne uyulan Yargıtay bozma kararında özetle: Gerek davacının ve gerekse davalının taşınmazlarına ve komşu diğer taşınmazlara ait tapu kayıtlarının aynı kökten geldiği, ifrazen oluşturulduğu ve haritasının bulunduğu belirtilerek, yapılacak keşif sonunda bilirkişiden alınacak raporda kök tapu kaydının ifraz sonucu revizyon gördüğü tüm parseller ve miktarlarının ayrı ayrı belirtilmesi, hangisinin miktarında eksiklik olduğunun saptanması ve özellikle her tapu malikinin yerinin ayrı renklerle gösterilmesi, davaya konu edilen davalıya ait 175 parsel sayılı taşınmaz davalıya ait değilse, davalıya ait tapu kaydının hangi taşınmaza ait olduğu veya hangi taşınmaz bölümlerini kapsadığının açık şekilde belirtilmesi, böylece davalının elindeki 175 parsel sayılı taşınmazın davacıya geçmesi halinde davalının hangi taşınmazda hak iddia edeceğinin açıkça belirtilmesi, bundan ayrı olarak davacıya tapu kaydı miktarı kadar dava dışı parsellerde yer verildiği halde buna ekli olarak dava konusu taşınmazında davacıya ait olduğunun gerekçesinde açıklanması gereğine değilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyulduktan sonra davacının davasının ve tüm taleplerinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı İ. tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra hüküm yerinde yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Hükmüne uyulan bozma ilamında uygulamanın yetersizliğine değinilmiştir. Her iki taraf aynı kökten gelen ve fakat ifrazen oluşturulan tapu kayıtlarına dayandırmışlardır. Tapu kayıtlarının evrakı müsbiteleri arasında ifraz haritaları bulunmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Yasasının 20/A maddesinde kayıt ve belgelerin harita, plan ve krokiye dayanmaları ve bunlarında yerlerine uygulanmalarının mümkün bulunduğu hallerde kayıt kapsamının kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlara değer verilerek belirleneceği öngörülmüştür. İfraz haritasında kenar uzunlukları belirtildiğine göre ve de fen bilirkişilerince uygulamaları yapıldığına nazaran mahkemenin 04.11.1974 tarihli ifraz haritasının uygulanabilirliğini yitirdiği yönündeki görüşüne katılma olanağı yoktur. Tapu kayıtları hukuki değerlerini korumaktadır. Fen bilirkişilerince düzenlenen geniş kapsamlı raporlu krokilerde 175 no'lu parselin davacının dayandığı Mart 1937 tarih 125 no'lu sicilden gelen ve ifraz sonucu oluşturulan Ağustos 1982 tarih 99 sıra no'lu tapu kaydı ve haritası kapsamında kaldığı belirlenmiştir. Davacı adına tapu miktarından fazla bir yerin tespiti yoluna gidilmiş olması, tapu kaydı kapsamında kalan yerdeki mülkiyet hakkının dinlenilmesine engel değildir. Bu nedenle davacının davada iyi niyetli olmadığı yönündeki görüşüne de isabet yoktur. Yine fen bilirkişisi raporlarından davalıya ait tapu kapsamının 174 no'lu parsel içerisinde kaldığı sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece 175 no'lu parselin davacının payı ile sınırlı olmak üzere davasının kabulüne karar vermek gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek dosya içeriğine aykırı düşüncelerle yazılı olduğu üzere davanın reddi yoluna gidilmiş olması doğru değildir.

Davacı İ.'in temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 20.12.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. ******

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:06 Sıra No:548       Okuma:29834 
18.HD.
E: 2001/2644 K: 2001/4360
1.5.2001
  • ARSA PAYININ İPTALİ
  • (KAT MÜLKİYETİ KURULDUĞU SIRADA BAĞIMSIZ BÖLÜMÜN FİİLEN BULUNMAMASI)
  • ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ
      634 s. KMK . m. 5, 47, 51, m. ek m. 3,2644 s. Tapu K. m. 26


ÖZET:T.C.
YARGITAY
18. Hukuk Dairesi

E:2001/2644
K:2001/4360
T:01.05.2001

ARSA PAYININ İPTALİ (KAT MÜLKİYETİ KURULDUĞU SIRADA BAĞIMSIZ BÖLÜMÜN FİİLEN BULUNMAMASI)
ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ

Bir arsa üzerinde birden çok yapının varlığı halinde, yapımı tamamlanmış olan ve en az sekiz bağımsız bölümü kapsayan yapılarda kat mülkiyetine geçilebilir. Ancak aynı taşınmaz üzerinde olup 1968 yılında arsa payı verilerek 31 nolu bağımsız bölüm olarak tapuya tescil edilen "kargirev"in kat mülkiyetinin kurulduğu tarihten önce yıkıldığı, sonradan
- " yapılmadığı ve halende mevcut olmadığı saptandığına göre, bu yapıda şahsi irtifak hakkının kat mülkiyetine çevrilmesi işleminin geçerliliğini yitirdiği sonucuna varılarak buna özgülenmiş olan arsa payının açıkta kaldığı kabul edilip, bu payın diğer bağımsız bölümlere arsa payı oranında verilmesi suretiyle arsa paylan yeniden düzenlenerek, her bir bağımsız bölüme eklenen arsa payına isabet eden bedelin kat maliklerinden alınıp payı iptal edilen malike ödenmesine karar verilmelidir.

(634 s. KMK. m. 5, 47, 51, m. ek m. 3)
(2644 s. Tapu K. m. 26)

Dava bilekçesinde 31 nolü bağimsıZ bölüme ait arsa payının iptali ile diğer bağımsız bölümlere dağıtılması, karşılık davada ortaklığın giderilmesi istenilmiştir.-Mahkemece davanın ve karşılık davanın reddine dair verilen hükmün temyiz incelemesi dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Davacılar (ve karşı davalılar) Mahmut Feyyaz ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde, üzerinde kat mülkiyeti kurulmuş olan 12 parsel sayılı taşınmazda "Ç... Palas Apartmanı" adı altında 30 bağımsız bölümden oluşan anayapı bulunmasına karşın, kat mülkiyeti kurulurken mimari projede ve vaziyet planında yer almayan ve fiilen de mevcut olmayan dava konusu "kargir ev'te 956/2674 oranında arsa payı verilmek suretiyle 31 No.lu bağımsız bölüm olarak tapuya yolsuz tescil edildiğini ileri sürerek, bu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile arsa payının öteki bağımsız bölümlere arsa payları oranında özgülenip tesciline karar verilmesini istemiştir..
Davalılar (ve karşı davacı) vekilleri ise, Kat Mülkiyeti Yasasının yürürlüğe girmesinden önce 12 No. lu parsel üzerindeki "kargir ev"e 956/2674 oranında arsa payı ayrılarak Medeni Kanunun 753. maddesi hükmünce davalılardan Kasime Melek lehine şahsi irtifak hakkı tesis edildiğini, Kat Mülkiyeti Yasasının yürürlüğe girmesinden sonra da bu Yasanın 51. maddesi uyarınca 31 No.lu bağımsız bölüm olarak kat mülkiyetine çevrildiğini, ancak bu "kargir evin harap olup yıkılması nedeniyle Kat Mülkiyeti Yasasının 47. maddesi gereğince anataşınmaz üzerindeki kat mülkiyeti sona erdiğinden ortak mülkiyet hükümlerine göre taşınmazın paydaşları arasında aynen taksimini, olmazsa satışı yoluyla ortaklığın giderilmesini istemişlerdir.
Dava, anataşınmazda kat mülkiyeti kurulduğu sırada mevcut olmadığı ileri sürülen 31 No.lu bağımsız bölüm için ayrılan arsa payının iptali ile öteki bağımsız bölümlere arsa payları oranında özgülenip tescil edilmesi; karşı dava ise, bu 31 No.lu bağımsız bölümün harap olması ve yasada öngörülen süreler içinde yeniden yapılmamış bulunması nedeniyle anataşınmazdaki kat mülkiyetinin kendiliğinden sona erip ortak mülkiyete dönüştüğü savıyla taşınmazın aynen taksimi, olmazsa satılması yoluyla paydaşlar arasında ortaklığın giderilmesi; istemlerine ilişkindir.
Dosyadaki belge ve bilgilere göre, Kat Mülkiyeti Yasasının yürürlüğünden önce 12 parsel sayılı taşınmaz üzerine 30 bağımsız bölümlü yapı yapılması ve mevcut villada (dava konusu yer) 956/2674 pay karşılığı Kasime Melek lehine MK.nun 753. maddesi uyarınca şahsi irtifak hakkı tesisi ile gerektiğinde bu hakkın başkalarına devir ve ferağı ve tapuya tescili konusunda taşınmazın o günkü paydaşları ile yüklenici arasında 15.8.1964 ve 28.1.1965 tarihli "inşaat ve irtifak hakkı vaadi" sözleşmeleri yapıldığı, her iki sözleşmenin taşınmazın tapu kaydına şerh edildiği, 2.11.1965 tarihinde de üzerinde şahsi irtifak hakkı tesis edilmiş olan bu yapının yıkıldığı belirtilmiş olmasına karşın tapuda cinsinin "kargir ev" olarak düzeltildiği, Kat Mülkiyeti Yasasının yürürlüğe girmesinden sonra ise, 23.1.1968 tarihinde anataşınmazdaki (bodrum zemin 4 normal katlı) yapıda yer alan 30 bağımsız bölümün kat mülkiyeti kütüğü sayfalarına nitelikleri ile aktarılmak ve son sayfaya da "bahçede kargir ev" niteliği ile 31. No. lu bağımsız bölüm olarak tescil edilmek suretiyle kat mülkiyetinin kurulduğu, dava konusu edilen bu bağımsız bölümün 20.7.1999 tarihinde davalı-karşı davacı Şükrü'ye satılıp tapuda onun adına tescil edildiği konularında çekişme yoktur.
Anataşınmazda kat mülkiyetinin kurulduğu tarihte dava konusu "kargir ev"in fiilen mevcut olup olmadığının ve -bu tarihten sonra da olsa- yasada öngörülen süreler içinde yeniden yapılıp yapılmadığının öncelikle saptanması, -aşağıda açıklanacağı üzere- taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için önem taşımaktadır.
Getirtilen tapu kaydında, üzerinde kat mülkiyeti kurulmuş olan 12 parsel sayılı 2674 m2 alanlı anataşınmazda 30 bağımsız bölümden oluşan "bahçeli kargir apartman" ile 31 No.lu "Bahçede kargir ev" kayıtlı olmasına karşın, bilirkişi raporlarında da saptandığı gibi, şahsi irtifak hakkı tesisi ve kat mülkiyeti kurulmasına esas alınan 18.12.1964 onay tarihli proje ile vaziyet planı ve yapı kullanma belgelerinde anataşınmazda 10 dükkan ve 20 daire olmak üzere 30 bağımsız bölümden oluşan (bodrum zemin 4 normal katlı) anayapının yer aldığı, dava konusu edilen ve 31 bağımsız bölüm No.su ile tapuya tescil olunan "bahçede kargir ev"in gösterilmediği, yine 23.9.1965 muayene tarihli olup İstanbul Belediye İmar Müdürlüğü'nce verilen 10.7.1965 günlü "yapı muayene raporu"nda da 30 bağımsız bölümlü (bodrum zemin 4 normal katlı) yapının tamamlandığı, parsel içindeki ikinci binanın (bahçedeki kargir evin) yıkılmış olduğu belirtilmiştir. Bu duruma göre, anatışınmazda kat mülkiyetinin kurulduğu 23.1.1968 tarihinde, 956/2674 arsa payı verilerek tapuya 31 No.lu bağımsız bölüm olarak tescil edilen "kargir ev"in mevcut olmadığı, kat mülkiyetinin kurulmasından önce yıkılmış olduğu ve bir daha da yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Gerek Kat Mülkiyeti Yasasının yürürlüğünden önce tesis edilen şahsi irtifak haklarının kat mülkiyetine çevrilmesini ayrıcalıklı biçimde düzenleyen 634 sayılı Yasanın 51. maddesi hükmünce, gerekse anılan Yasanın öngördüğü normal yollarla olsun; bir taşınmazda kat mülkiyeti kurulabilmesi için üzerindeki yapı ya da yapıların tamamlanmış olması ve bağımsız bölümlerinin başlıbaşına kullanılmaya elverişli durumda bulunması gerekir. Bu temel unsur fiilen gerçekleşmiş olmadıkça anataşınmazda kat .mülkiyeti kurulamaz.
Bir arsa üzerinde birden çok yapının varlığı halinde, yapımı tamamlanmış olan ve en az sekiz bağımsız bölümü kapsayan yapılarda kat mülkiyetine geçilebileceğini öngören Kat Mülkiyeti Yasasının Ek '3. maddesi hükmü de gözetildiğinde, 12 No.lu parsel üzerindeki yapımı tamamlanmış olan 30 bağımsız bölümlü kargir yapıda kat mülkiyetine geçilmiş olmasında yasaya aykırılık yoktur. Ancak, aynı taşınmaz üzerindeki "kargir ev"in, kat mülkiyetinin kurulduğu tarihten önce yıkılmış olduğu, sonrasında da yapılmadığı ve halen de mevcut olmadığı saptandığına göre, bu yapıda şahsi irtifak hakkının kat mülkiyetine çevrilmesi işleminin geçerliliğini yitirdiği sonucuna varılmalıdır. Nitekim, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün 8.12.1965 gün ve 1392 sayılı "izahname"sinde açıklandığı üzere, MK.nun 753. maddesi uyarınca bir taşınmaz üzerinde şahsi irtifak hakkı tesis edilen yapı tamamlanmamış veya henüz yapılmamış ise, Tapu Yasasının 6217 sayılı Yasayla değişik 26. maddesi hükmünce tapu kütüğüne şerh tarihinden itibaren beş yıl sonra şahsi irtifak hakkı vaadi hükümsüz kalır. Dava konusu edilen "kargir ev", şahsi irtifak hakkının tesis edildiği tarihten hemen sonra yıkılmış ve bir daha da yapılmamış olduğuna göre, şahsi irtifak hakkının ve giderek var olmayan bu yapıda kurulun kat mülkiyetinin geçerliliğini yitirdiği ve buna özgülenmiş olan arsa payının açıkta kaldığı kabul edilmelidir.
Bu durumda, var olmayan "kargir ev"e ayrılmış bulunan 956/2674 oranındaki arsa payının iptali ile Kat Mülkiyeti Yasasının 5. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "anataşınmazda kat mülkiyetine bağlanmamış arsa payı bırakılamaz" emredici kuralı da gözönünde tutularak iptal edilen bu payın (uzman bilirkişi aracılığıyla saptanacak değeri karşılığında) diğer bağımsız bölümlere arsa payları oranında özgülenerek arsa paylarının yeniden düzenlenmesi suretiyle tapuya tesciline, her bir bağımsız bölüme eklenen arşa payına isebet eden bedelin kat maliklerinden alınıp payı iptal edilen malike ödenmesine karar verilmesi gerekir.
Sonuç olarak:
Davalılar ve karşı davacı vekilleri Kat Mülkiyeti Yasasının 47. maddesine dayanarak, üzerinde kat mülkiyeti kurulmuş olan anataşınmazdaki 31 No. lu bağımsız bölümün harap olduğunu ve anılan maddede öngörülen süreler içinde yeniden yapılmadığını, böylece kat mülkiyetinin ortak mülkiyete dönüştüğünü öne sürerek, taşınmazdaki ortaklığın giderilmesini istemiş iseler de, yukarıda belirtildiği üzere 31 bağımsız bölüm No. lu "kargir ev"in kat mülkiyeti kurulmadan önce yıkılıp yok olduğu olgusu karşısında 47. maddenin burada uygulanmasına olanak yoktur. Çünkü, anılan madde hükmü bir bağımsız bölümün kat mülkiyeti kurulduğu tarihte var olup da sonrada harap olması durumuna özgü düzenlemeler içermektedir. O nedenle mahkemece, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkin davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine.
Davacılar Mahmut Feyyaz ve arkadaşlarınca açılan davada, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm kurulması gerekirken, varit olmayan gerekçelerle ve taraflar arasındaki uyuşmazlığa çözüm getirmeyen bir biçimde -karşı dava ile birlikte- bu davanın da reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, davacılar ve karşı davalılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. madesi gereğince (BOZULMASINA), Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı yararına takdir edilen 97.500.000 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1.5.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:05 Sıra No:547       Okuma:30356 
7.HD.
E: 2005/3853 K: 2005/3887
8.12.2005
  • ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
  • GERİYE YÜRÜMEZLİK KURALI
  • MÜLKİYET- ZAMANAŞIMI
      YHGK 2005/5-288-352 E.K. sayılı 25.5.2005 gün, Kamulaştırma Yasası 38. MD


ÖZET:Özü : ANAYASA MAHKEMESİNİN İPTAL KARARINDAN ÖNCE 2942 SAYILI YASANIN 38. MADDESİ HÜKMÜNDE ÖNGÖRÜLEN 20 YILLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRENİN GEÇTİĞİ, SÖZÜ EDİLEN SÜRENİN NİTELİĞİ İTİBARİYLE İSTEK OLMASA BİLE MAHKEMECE RESEN GÖZÖNÜNE ALINACAĞI DİKKATE ALINDIĞINDA DAVALININ TAŞINMAZ ÜZERİNDEKİ MÜLKİYET HAKKININ SONA ERDİĞİ VE TAŞINMAZIN MÜLKİYETİNİN ARTIK TESİSİ YAPAN (SAĞLIK OCAĞI VE LOJMANINI) İDARENİN MÜLKİYETİNE GEÇTİĞİNİN KABULÜ GEREKİR.


DAVA : Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:

KARAR : Kadastro sırasında 156 adaa 49 parsel sayılı 2553.44 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak ölü Y. ile H. ve M. adına paylı olarak tesbit edilmiştir. Tutanağın beyanlar hanesinde ise taşınmaz üzerinde muhdesat niteliğindeki Sağlık Ocağı ve Lojman binalarının Sağlık Bakanlığına ait olduğu belirtilmiştir. Askı ilan süresi içerisinde davacı hazine idari yoldan oluşan tapu kaydına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazın tesbit gibi davalılar adına tesciline karar verimiş, hüküm davacı hazine tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece dava ve temyize konu 156 ada 49 parsel sayılı taşınmazın kadastro tesbitine dayanak yapılan davalı tarafın tutunduğu önceki günlü tapu kaaydının kapsamında kaldığı gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de, yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Davacı hazine idari yoldan oluşan 27.12.1971 tarih 2 sayılı tapu kaydına, davalı taraf 11.5.1937 tarih 2 sayılı sicilden gelen, 23.9.1993 tarih 1 sayılı tapu kaydına dayanmıştır.

Davacı hazinenin tutunduğu tapu kaydı ile kadastro tesbitine dayanak yapılan davalı tarafın tutunduğu tapu kayıtlarının dava ve temyize konu 156 ada 49 parsel sayılı taşınmaza ait olduğu, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir.

Dava ve temyize konu taşınmaz üzerinde 1972 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından muhdesat niteliğindeki Sağlık Ocağı ve lojmanının yaptırıldığı (meydana getirildiği) anlaşılmaktadır.

Kural olarak tapu kayıtlarının iç içe girmesi, tedahül etmesi bir başka anlatımla örtüşmesi halinde önceki günlü doğru temele dayanan hukuksal değerini yitirmeyen kayda değer verilmesi zorunludur. Somut olayda kadastro tesbitine dayanak yapılan davalı tarafın tutunduğu tapu kaydının önceki günlü olduğu, doğru temele dayandığı ve hukuksal değerini yitirmediği dikkate alındığında davalı tarafın tutunduğu tapu kaydına ilke olarak değer verilmesi gerekir ise de, çekişmeli taşınmaz üzerinde Sağlık Bakanlığı tarafından muhdesat niteliğinde Sağlık Ocağı ve lojmanı meydana getirilmek suretiyle dava ve temyize konu 156 ada 49 parsel sayılı taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı dosya içeriğ ile belirlenmiştir.

Konuyu düzenleyen 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının 38. maddesi hükmü Anayasa Mahkemesinin 10.4.2003 gün, 2002/112-2003/33 E.K. sayılı kararı ile iptal edilmiş, sözü edilen iptal kararı 4.11.2003 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kural olarak, Anayasa Mahkemesince oluşturulan iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, görülmekte olan bu davada az yukarıda sözü edilen iptal kararının uygulanacağı kuşkusuzdur. Somut olaya az yukarıda saptanan bu hukuksal olgular ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2005/5-288-352 E.K. sayılı 25.5.2005 günlü kararında da aynen benimsenen hukuk olguları ışığı altındaa bakıldığında Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce 2942 sayılı Yasanın 38. maddesi hükmünde öngörülen 20 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, sözü edilen sürenin niteliği itibariyle istek olmasa bile mahkemece resen gözönüne alınacağı dikkate alındığında davalının taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının sona erdiği ve taşınmazın mülkiyetinin artık tesisi yapan (Sağlık Ocağı ve Lojmanını) idarenin mülkiyetine geçtiğinin kabulü gerekir. Somut olayda mahkemece gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 705/2 maddesi hükmü ve gerekse 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 38. maddesi hükmü uyarınca davacı idare yararına gerçekleşmiş ve tamamlanmış hukuksal bir durum söz konusu olduğu dikkate alınarak dava ve temyize konu 156 ada 49 parsel sayılı taşınmazın gerçek hak sahibi durumuna gelen davacı idare adına tesciline karar verilmesi gerekirken, bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 8.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. ******

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:05 Sıra No:546       Okuma:29632 
1.HD.
E: 2005/4672 K: 2005/5674
5.5.2005
  • • ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA AKDİNİN FESHİ VE TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI
  • • BAKIM ALACAKLISININ YASAL İPOTEK HAKKI
      4721/m.893-894-1023, 818/m. 511-513-516-517


ÖZET:
• ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA AKDİNİN FESHİ VE TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI ( Taşınmazın Mülkiyetinin Devredilmiş ve Yasal İpotek Hakının Kullanılmamış Olması - Davalının Ediniminin Muvazaalı Olup Olmadığı TMK. Md. 1023'den Yararlanıp Yararlanamayacağının Saptanması Gereği )

Tapu İPTALİ VE TESCİL (Ölünceye kadar bakma Akdinin Feshinin de İstenmesi - Taşınmazın Mülkiyetinin Devredilmiş ve Yasal İpotek Hakının Kullanılmamış Olması/Davalının Ediniminin Muvazaalı Olup Olmadığı TMK. Md. 1023'den Yararlanıp Yararlanamayacağının Saptanması Gereği )

• BAKIM ALACAKLISININ YASAL İPOTEK HAKKI ( Üç Aylık Hak Düşürücü Süre İçerisinde Tapuya Tescil Ettirmediği Takdirde Muvazaalı Temlikler Dışında Üçüncü Kişilere Karşı Kullanmasında Yasal Olanak Bulunmadığı )

• İPOTEK HAKKI ( Ölünceye kadar bakma akdi/Bakım Alacaklısı Yararına Devrettiği Taşınmaz Üzerinde Tanındığı - Üç Aylık Hak Düşürücü Süre İçerisinde Tapuya Tescil Ettirmediği Takdirde Muvazaalı Temlikler Dışında Üçüncü Kişilere Karşı Kullanmasında Yasal Olanak Bulunmadığı )

• KANUNİ İPOTEK HAKKI (Ölünceye kadar bakma Akdi - Bakım Alacaklısı Taşınmazın Mülkiyetini Devrettiğinden Akdin Yanları Arasındaki Bu Dengesizliği Gidermek Amacıyla Bakım Alacaklısı Yararına Tanındığı/Hak Düşürücü Süre İçinde Kullanılmaması )

• BAKIM BORÇLUSUNA TEMLİK EDİLEN TAŞINMAZIN DEVRİ ( Bakım İlişkisinin Sürdürülmesi Olanağının Kalmaması/Tapu İptali ve Tescil Talebi - Devir Alanın İyiniyetli Olduğunun Belirlenmesi Halinde Bakım Borçlusundan Taşınmaz Bedelinin Tahsili İçin Hüküm Kurulması Gerektiği )

• İYİNİYETLE TAŞINMAZ İKTİSABI (Ölünceye kadar bakma akdinin Feshi İle tapu İptali ve Tescil İstenmesi - Davalının Ediniminin Muvazaalı Olup Olmadığı TMK. Md. 1023'den Yararlanıp Yararlanamayacağının Saptanması Gereği )

4721/m.893-894-1023

818/m. 511-513-516-517

ÖZET : Dava,ölünceye kadar akdinin feshi ile tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile, bakım alacaklısı sözleşmeye konu olan mamelek veya bazı mallarının mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da kural olarak bakım alacaklısını kendi ailesi içerisine alıp, ona özenle ölünceye kadar bakıp gözetmek yükümlülüğü altına girer. Bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirirken, aldığı malların kıymetine, bakım alacaklısının önceden sahip olduğu içtimai mevkiine ve hakkaniyet kurallarına göre hareket etmek zorundadır.

Ayrıca, sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa, ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse taraflardan her birinin tek yanlı olarak sözleşmeyi feshetme, verdiği şeyi geri alma hatta karşı tarafın kusurlu olması halinde tazminat isteme hakkı vardır.
Olayda, aralarında birçok sorun bulunan, sorunları yargı kararlarına konu olan taraflar arasında bakım sözleşmesinin varlığından ve bundan böyle bakım ilişkisinin sürdürülmesi olanağının bulunduğundan söz edilemeyeceğinden bakım alacaklısı bakımından sözleşmenin feshi hakkının doğduğu kabul edilmelidir.
Öte yandan, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım borçlusuna devir ve temlik edilen taşınmazın başkasına devredilmesini önleyen bir düzenleme olmamakla birlikte, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım alacaklısı hayatı boyunca bakılıp gözetilmeyi isteme gibi daha az teminatlı bir kişisel hak karşılığında taşınmazının mülkiyetini devrettiğinden sözleşmenin yanları arasındaki bu dengesizliği gidermek amacıyla bakım alacaklısı yararına devrettiği taşınmaz üzerinde kanuni ipotek hakkı tanınmıştır.

Bakım alacaklısı bu ipotek hakkını temlik tarihinden itibaren üç aylık süre içerisinde herkese karşı ileri sürebilirse de, hak düşürücü süre geçtikten sonra üçüncü kişilere karşı ipotek hakkını kullanabilmesi için hakkın tapu siciline tescil ettirilmesi gerekir. Başka bir anlatımla; bakım alacaklısının, değinilen hak düşürücü süre içerisinde tapuya tescil ettirmediği takdirde yasal ipotek hakkını, muvazaalı temlikler dışında üçüncü kişilere karşı kullanmasında yasal olanak yoktur.

Buna göre, çekişmeli taşınmazın kayıt maliki davalının davaya konu taşınmazı edinmesinin muvazaalı olup olmadığının, Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağının saptanması, iyiniyetli olduğunun belirlenmesi halinde taşınmazın dava tarihindeki bedelinin belirlenmesi ve Borçlar Kanununun 516/2. maddesi de gözetilmek suretiyle, bakım borçlusundan bunun tahsili için hüküm kurulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada;
Davacı vasisi, kısıtlı Ayşe adına kayıtlı bulunan 4250 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümün çıplak mülkiyetinin ölünceye kadar bakma akdi ile davalı Ayten'e temlik edildiğini, sonradan sözleşmeden cayılarak 2 milyar lira bedel karşılığı taşınmazın çıplak mülkiyetinin geri alındığını, bu sırada Ayşe'nin hacir altına alınması nedeniyle davalı Ayten tarafından açılan iptal tescil davası ile taşınmazın tam mülkiyetinin Ayten'e döndüğünü ve muvazaalı olarak diğer davalı Ali'ye satış suretiyle devredildiğini ileri sürerek ölünceye kadar bakma akdinin iptali ile tapuiptal tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar; davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazdaki davacının intifa hakkının ketmedildiği gerekçesiyle, intifa hakkının tapuya şerh verilmesi suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Dava, ölünceye kadar bakma akdinin feshi ile tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmaza intifa şerhi konulmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; dava konusu 4250 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümün çıplak mülkiyetinin davacı Ayşe tarafından ölünceye kadar bakım koşuluyla davalı Ayten'e 9.9.1997 tarih 1045 yevmiye nolu akit ile temlik edildiği, daha sonra tarafların anlaşmazlığa düşmesi üzerine taşınmazın çıplak mülkiyetinin davalı Ayten tarafından 1.3.1999 tarih 222 yevmiye nolu akit ile davacı Ayşe'ye 2.000.000.000 TL. bedelle satış suretiyle iade edildiği, bu satış tarihinde davacı Ayşe'nin ehliyetsiz olduğunun anlaşıldığı ve kendisine vasi atandığı, vasi tarafından da davalı Ayten aleyhine 2.000,000.000 TL'lik satış bedelinin sebepsiz zenginleşme nedeniyle tahsili için İzmir Dokuzuncu Asliye Hukuk Mahkemesinde 2000/194 esas sayılı davanın açıldığı, buna karşılık davalı Ayten'in de İzmir Onbirinci Asliye Hukuk Mahkemesinde 2000/376 esas sayılı dosyasıyla davacı Ayşe'nin ehliyetsizliği sebebiyle tapu iptal ve tescil davası açtığı, yapılan yargılamalar sonucu her iki davanın da kabulüne karar verildiği, anılan kararların derecattan geçerek kesinleştiği, iptal, tescil davasında intifaın ayrık tutulmadığı, taşınmazın tam mülkiyetinin davalı Ayten'e döndürüldüğü, davacı Ayşe vasisi tarafından sebepsiz zenginleşme davası ile hükmedilen bedelin icra yoluyla tahsiline tevessü edildiği, bu arada davalı Ayten'in iptal tescil davasının hükmüne dayanarak dava konusu taşınmazın tam mülkiyetini 29.5.2002 tarih 1089 yevmiye nolu akit ile üzerine geçirdiği ve aynı tarih 1090 yevmiye nolu akit ile diğer davalı Ali'ye satış suretiyle devrettiği görülmektedir.

Eldeki davada, kısıtlı Ayşe vasisi 7.5.2004 tarihli ıslah dilekçesiyle, fiilen ortadan kalkan ölünceye kadar bakım sözleşmesinin iptali ve davalı Ayten tarafından diğer davalı Ali'ye yapılan satış işleminin muvazaalı olması sebebiyle taşınmazın tamamının tapusunun iptali ile kısıtlı Ayşe adına tescili isteğinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetmek sözleşmesi basitçe taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen, bazı yönleri itibarıyla talih ve tesadüfe, ayrıca şekle bağlı bir sözleşme şeklinde tanımlanabilir. Nitekim, söz konusu sözleşme BK'nın 511. maddesinde, "kaydı hayat ile bakma mukavelesi, akitlerden birinin diğerine ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartıyla bir mamelek yahut bazı malların temlikini iltizam etmesinden ibaret olan bir akit" olarak tarif edilmiştir.

Anılan yasanın bu ve devamı maddelerinin açık hükümlerin de belirtildiği gibi ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile, bakım alacaklısı sözleşmeye konu olan mamelek veya bazı mallarının mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme, bakım borçlusu da kural olarak bakım alacaklısını kendi ailesi içerisine alıp, ona özenle ölünceye kadar bakım gözetmek yükümlülüğü altına girer. Hemen belirtmek gerekir ki, bakım borçlusunun bakıp gözetmek yükümlülüğü, aksi kararlaştırılmadığı sürece bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp, ikametini temin etme yanında, besleme giydirme hastalığında hekime götürüp, gerekli ihtimamı gösterme, manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri de içerisine alır. Kuşkusuz bakım borçlusu yükümlülüklerini yerine getirirken, aldığı malların kıymetine, bakım alacaklısının önceden sahip olduğu içtimai mevkiine ve hakkaniyet kurallarına göre hareket etmek zorundadır. Öte yandan, yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin sonuçları BK'nın 517. maddesinde açıklanmış sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık yüzünden ilişki çekilmez olmuşsa, ya da başka önemli nedenlerle ilişkinin sürdürülmesi aşırı ölçüde güçleşmiş veya olanaksız hale gelmişse taraflardan herbirinin tek yanlı olarak sözleşmeyi fesh etme, verdiği şeyi geri alma hatta karşı tarafın kusurlu olması halinde tazminat isteme hakkı tanınmıştır. O halde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı bakım alacaklısı her zaman fesih hakkını kullanabilmekte, fesih geçmişe etkili ( makable şamil ) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden verdiği şeyi de geri isteyebilmektedir.

Somut olaya açıklanan ilkeler gözetilerek bakıldığında, aralarında birçok sorun bulunan, sorunları yargı kararlarına konu olan taraflar arasında yukarıda açıklandığı anlamda bir bakım sözleşmesinin varlığından ve bundan böyle bakım ilişkisinin sürdürülmesi olanağının bulunduğundan söz edilemez. Öyle ise bakım alacaklısı bakımından sözleşmenin feshi hakkının doğduğu kabul edilmelidir.

Fesih sonuçlarının taraflar bakımından değerlendirilmesine gelince; bakım akti ile davalı bakım borçlusuna devredilen çekişmeli 4 nolu bağımsız bölümün 29.5.2002 tarihli akitle, satış yoluyla davalı Ali'ye temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım borçlusuna devir ve temlik edilen taşınmazın başkasına devredilmesini önleyen bir yasa hükmü yoktur. Esasen bu husus mülkiyet hakkının doğal bir sonucudur.

Ne var ki ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi ile bakım alacaklısı hayatı boyunca bakılıp gözetilmeyi isteme gibi daha az teminatlı bir kişisel hak karşılığında taşınmazının mülkiyetini devretmektedir. İşte yasa koyucu sözleşmenin yanları arasındaki bu dengesizliği gidermek amacıyla bakım alacaklısı yararına devrettiği taşınmaz üzerinde Medeni Kanunun 807 ve 808. ( Yeni Türk Medeni Kanunu 893-894. ) maddeleri yanında Borçlar Kanununun 513. maddesi ile de yasal bir ipotek hakkı bahşetmiştir.

Ancak, bakım alacaklısı yasalarla kendisine tanınan bu ipotek hakkını temlik tarihinden itibaren üç aylık süre içerisinde herkese karşı ileri sürebilirse de, söz konusu hak düşürücü süre geçtikten sonra üçüncü kişilere karşı ipotek hakkını kullanabilmesi tapu siciline tescil ettirmesine bağlıdır. Başka bir anlatımla; bakım alacaklısının, değinilen hak düşürücü süre içerisinde tapuya tescil ettirmediği takdirde yasal ipotek hakkını, muvazaalı temlikler dışında üçüncü kişilere karşı kullanmasında yasal olanak yoktur.

SONUÇ : Hal böyle olunca, öncelikle çekişmeli taşınmazın kayıt maliki davalının davaya konu taşınmazı edinmesinin muvazaalı olup olmadığının, Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağının saptanması, iyiniyetli olduğunun belirlenmesi halinde taşınmazın dava tarihindeki bedelinin belirlenmesi ve Borçlar Kanununun 516/2. maddesi de gözetilmek suretiyle, bakım borçlusundan bunun tahsili için hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir, davacının temyiz itirazları yerindedir, kabulü ile hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 5.5.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 12:53 Sıra No:545       Okuma:30460 
1.HD.
E: 2005/11299 K: 2005/11173
17.10.2005
  • YETKİLİ MAHKEME
  • TAŞINMAZIN BULUNDUĞU YER MAHKEMESİ
  • TAŞINMAZIN KAYITLI OLDUĞU YER
  • FİİLEN İÇİNDE BULUNDUĞU MÜLKİ SINIRLAR
      HUMK MD 13


ÖZET:Özü : DAVA, ÇAPLI TAŞINMAZA EL ATMANIN ÖNLENMESİ VE ECRİMİSİL TALEBİNE İLİŞKİNDİR. TAŞINMAZIN AYNINA İLİŞKİN UYUŞMAZLIKLARDA YETKİLİ MAHKEME, TAŞINMAZIN BULUNDUĞU YER MAHKEMESİDİR. TAŞINMAZIN BULUNDUĞU YERDEN MAKSAT TAŞINMAZIN TAPUDA KAYITLI OLDUĞU YER DEĞİL, FİİLEN İÇİNDE BULUNDUĞU MÜLKİ SINIRLARDIR. MAHALLİNDE KEŞİF YAPILARAK TAŞINMAZIN HANGİ YER MÜLKİ SINIRLARI İÇİNDE KALDIĞI TESPİT EDİLMEDEN YETKİSİZLİK KARARI VERİLMESİ HATALIDIR.


DAVA : Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, kayden maliki oldukları 8 parsel sayılı taşınmazın, davalı tarafından işgal edilmek suretiyle haksız olarak kullanıldığını ileri sürerek, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinde bulunmuşlardır.

Davalı, yetki itirazında bulunmuştur.

Mahkemece, taşınmazın Bakırköy ilçesi yargı çevresi içerisinde bulunduğu gerekçesi ile yetkisizlik kararı verilmiştir.

Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi H.G.'nin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, yetkisizlik kararı verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 8 parsel sayılı taşınmazın kayden davacıya ait olduğu ve tapu sicilinde Bahçelievler, K. Köyü, Ayazma Mevkiinde kayıtlı bulunduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece, bu sicil kaydına göre yetkili mahkemenin Bakırköy olduğu gerekçesi ile davanın yetki yönünden reddine karar verilmiştir.

H.U.M.K.'nun 13. maddesi uyarınca taşınmazın aynı ile ilgili çekişmelerin taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde çözüme kavuşturulması gerekeceği kuşkusuzdur. Taşınmazın bulunduğu yerden maksat taşınmazın tapuda kayıtlı olduğu yer değil, fiilen içinde bulunduğu mülki sınırdır. Böyle bir belirlemenin ise, ancak mahallinde yapılacak uygulama ile yapılabileceği kuşkusuzdur.

Ne var ki, mahkemece bu konuda uygulamalı olarak bir araştırma yapılmış değildir. Hâl böyle olunca, mahallinde yapılacak keşifle taşınmazın hangi yer mülki sınırlan içerisinde kaldığının saptanması, ondan sonra bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. ******

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 12:53 Sıra No:544       Okuma:29197 
8.HD.
E: 2005/8457 K: 2006/6
16.1.2006
  • BELİRTMELİK TUTANAKLARI
  • KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ
      3402 SK 14


ÖZET:Mahkemece davanın kabulü ile 111 ada 12 parselin tapu kaydının iptaline ve Fen bilirkişileri Zafer Torun ve Metin Mercimek'in 14.07.2005 havale tarihli krokili raporlarında A.harfli ile gösterilen 4,684,69 ın2 ve C harfli 515,31 m2 kısımlarının davacı A. adına, aynı krokide B harfi ile gösterilen 8,095.44 m2 kısmın davacı M. adına ayrı ayrı tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır .Dava konusu 111 ada 12 parsel, 13,095,44 m2 yüz ölçümünde ve tarla niteliğiyle 20.05.1963 tarih 25 numaralı tapu ile maliki Hazine adına 18.05.1994 tarihinde tespit edilip, Pınarlar Köyü Tüzel Kişiliğinin Tufanbeyli Kadastro Mahkemesine açtığı 1994/134 Esas sayılı dosyada dava konusu parsele yönelik davacı köyün davasından feragat etmesi nedeniyle tespit gibi tescile karar verilerek, dava konusu parsel hükmen 29.04.1997 tarihinde Hazine adına tescil olunmuştur. Revizyon tapu kaydı ve Fen bilirkişilerinin tanzim etütleri rapora göre dava konusu taşınmaz 1963 yılında Toprak Tevzi Komisyonu tarafından 596 belirtme parseli olarak belirlenip daha sonra Hazine adına belirtme tapu kaydı oluşturulmuştur. Toprak Tevzi Komisyonunun dava konusu yere ait olduğu belirlenen 596 belirtme parseline ait belirtme tutanağı ve ekleri ile dayanak kayıtları getirilmemiş, belirtme nedeni üzerinde durulmamıştır. Mahkemece yapılacak iş Toprak Tevzi Komisyonunun 596 parsele ilişkin belirtme tutanağı ekleri ve dayanakları ile paftasının bulunduğu yerden getirilerek uyuşmazlığın çözümünde gözönünde bulundurulması, ayrıca komşu parsellere ait kadastro tutanak ve dayanağı tapu ve vergi kayıtları ile belirtme tutanakları getirtilerek uzman teknik bilirkişiler aracılığı ile mahallinde uygulanması, dava konusu yerin niteliği üzerinde durulması, zilyetlikle kazanmaya engel bir durum olup olmadığı hususunda rapor aldırılması, yerel bilirkişi ve tanıklardan belirtme öncesi ve sonrasına ait zilyetlik olgusunun sorulması, belirtme tarihine kadar 20 yıllık sürenin dolup dolmadığı üzerinde durulması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.01.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: gencer  23.3.2006 14:57 Sıra No:543       Okuma:32677 
8.HD.
E: 2003/3026 K: 2003/3665
21.5.2003
  • ZİLYETLİKLE KAZANMA
  • KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINDAN OLAN YERLERİN DURUMU
      2863 SK 5 2863 SK 8 2863 SK 11


ÖZET: Sabri ve müşterekleri, müdahil davacı Mustafa ile Hazine dahili davalılar İsmail ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair (Bozcaada Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 11.9.2002 gün ve 44-36 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacılar, uyuşmazlık konusu 537 ada 23 parsele ait Hazine üzerindeki tapu kaydının iptal edilerek muris babaları Halil'in veraset belgesindeki paylar oranında tüm mirasçılar adına tapuya tescil edilmesini istemişlerdir. Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre aşağıda belirtilen hususlar dışında davalı Hafine vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
Dosya arasında bulunan tutanağa göre; uyuşmazlık konusu 537 ada 23 Parsel sayılı taşınmaz 03.03.1993 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında tarla niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiş, tapu kaydı bu şekilde oluşmuştur. Nizalı taşınmaza ait tapu kaydında “korunması gerekli kültür ve tabiat varlığıdır" şerhinin yer aldığı görülmüştür. Tapu kaydındaki bu açıklamaya göre; nizalı taşınmazın 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümleri uyarınca incelenip araştırılması gerekir. Bu yerin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 6. maddesinde sayılan ve tarif edilen "taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarından" olup olmadığı, 7. maddeye göre tesbitlerinin yapılıp yapılmadığı ve "Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu" kararı ile tescil edilip edilmediği araştırılmalıdır. Aynı Yasanın 8. maddesine göre, "Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Bölge Kurulu" tarafından tespit edilen koruma alanı içerisinde bulunup bulunmadığı hususları Kültür Bakanlığı'ndan sorulup krokileri ilgili kurumlardan getirtilerek yerinde uygulanmak suretiyle nizalı yerin korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarından olup olmadığı tespit edilmelidir
Nizalı yerin korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarından olduğunun anlaşılması halinde bu tür yerlerin 2863 sayılı Kanunun 5. maddesi hükmüne göre Devlet malı niteliğinde bulunduğu ve 11. madde hükmüne göre de, korunması gerekli kültür ve tabiat varlıkları ile bunların korunma alanlarının zilyetlik yolu ile iktisap edilemeyeceklerinin salt sit alanlarının ise anılan 11. madde kapsamına girmeyeceği, en çok sit alanı içerisindeki taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması gerekli yerlerden olduğunun düşünülerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Eksik inceleme ile hüküm verilmesi isabetsiz ve davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 21.5.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (YKD. EYLÜL 2003)
  Ekleyen: gencer  23.3.2006 14:56 Sıra No:542       Okuma:32569 
14.HD.
E: 2004/2957 K: 2004/3877
20.1.2004
  • MERA
  • MERA İÇİN DAVA AÇABİLECEKLER
  • KADİM MERA TESPİT USULÜ
      MERAK K 3 MERA K 4


ÖZET:Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera yaylak ve kışlaklar, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m. 3-4)
31.5.1965 tarihli ve 4/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile "...tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı..."öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye şuurları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.

Meralar üzerinde, aidiyet iddiasıyla, elatmanın önlenmesi, tapu iptali mera olarak sınırlandırma veya tespitin iptali ve mera olarak sınırlandırma davaları açılabilir.

Davayı, yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da Hazine açabilir. Davayı açan köy muhtarının veya Belediye Başkanının davayı kabule, vazgeçmeye ya da sulha yetkisi yoktur.
Mera yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmada ileri sürdükleri verileri tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun yeterince araştırılması gerektiğinde, köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığı aracılığıyla araştırılması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan yansız anlatımda bulunabilecek yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. (Bu kural, dava konusu yerin mera yaylak ya da kışlak olarak kullanılmasında, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yararlarının bulunmaması ve bu nedenle de yansız anlatımda bulunacakları düşüncesinden kaynaklanmaktadır.)
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun , çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında,
Davacı, dava konusu taşınmazın kadimden beri mera olarak kullanıldığını belirterek, davalıların müdahalesinin önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Yukarıda da açıklandığı üzere davacı yararlanma hakkının bulunduğu meraya elatmanm önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Köy muhtarının ya da Yargıtay'ın yerleşmiş İçtihatlarına göre köy derneğinin seçeceği bir temsilcinin dava açmaması halinde köy halkının mera olduğunu ileri sürdüğü yerden yararlanma hakkı ortadan kalkmaktadır. Bu durumda, köy halkından bir yada birkaç kişi dava açtığında, meradan yararlanma hakkını istediklerinden, korunmaya değer yararlarının varlığının kabulü gerekir.
Belirtilen nedenle mahkemece; işin esasına girilerek yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda yapılacak araştırma ve inceleme sonucu bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının yazılı nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 11.5.2004 tarihinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: gencer  23.3.2006 14:56 Sıra No:541       Okuma:33009 
16.HD.
E: 2006/213 K: 2006/1142
14.7.2005
  • MERA
  • KADASTOR TESPİTİNE İTİRAZ
  • KÖY AHALİSİNİN DAVA HAKKI
  • KADASTRO MAHKEMESİNE DEVREDEN DOSYALAR
      3402 SK 16 3402 SK 27 3402 SK 11


ÖZET:Yargıtay bozma ilamında özetle: "Köy halkından bir yada bir kaç kişi dava açtığından mer'adan yararlanma hakkını istediklerinden, korunmaya değer yararlarının varlığının kabulü gerektiğinden mahkemece işin esasına girilerek yöntemine uygun şekilde mer'a arattırması yapılıp sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; çekilmeli parsellerin tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı İsmail Çelik tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davaya konu parsellerin tarım arazisi niteliğinde bulunduğu ve zilyetlikle mülk edinme şartlarının davalılar yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır. Davacı İsmail Çelik 16.5.2003 tanzim ve havale tarihli dilekçe ile Asliye Hukuk Mahkemesine müracaat ederek davalıların kadim köy mer'asma vaki müdahalelerinin men'ini talep etmiştir. Yargılamanın devamı sırasında taşınmazların bulunduğu bölgede kadastro çalışmalarının başlaması ve takınmazlarla ilgili tutanakların düzenlenmiş olması sebebiyle dosya görevsizlik kararıyla kadastro mahkemesine devredilmiş Mahkemece yapılan yargılama sonunda; yukarda belirtilen şekilde hüküm kurulmuştur. Hukuk Mahkemelerinden devredilen dosyalarda yapılması gerekli en önemli iş; Asliye Hukuk Mahkemesine verilen dava dilekçesinin mahalline uygulanıp kapsamının belirlenmesi, bir başka ifadeyle davanın hangi parsellere yönelik olduğunun tesbiti işlemidir. Mahkemece dava dilekçesinin mahalline uygulanıp kapsamının belirlenmemesi ve davanın sınırlarının tesbit edilmemesi doğru değildir. Aynca tesbitten önce açılmış bir dava bulunduğuna göre dilekçe kapsamındaki taşınmazların tutanaklarının malik hanesinin açık bırakılması gerekir. Davaya rağmen tutanakların malik hanesinin doldurulması hiçbir hukuki sonuç meydana getirmez. Tutanakları açık bulunan parsellerle ilgili yargılamada ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30/2 maddesi gereğince taşınmazların gerçek malikinin araştırılıp kesin olarak belirlenmesi gerekir. Mahkemece bu yönde bir arattırma yapılmamış olması da isabetli bulunmamaktadır. Bu tür eksik ve yetersiz soruşturmaya dayanılarak karar verilemez. Doğru sonuca varılabilmesi için mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen komşu köylerde ikamet edip davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi ve aynı yöntemle belirlenecek taraf tanıkları huzuruyla keşif icra edilmelidir. Keşif sırasında Asliye Hukuk Mahkemesine verilen dava dilekçesi, davalıların dayanağını oluşturan vergi kaydı, varsa mer'a tahsis kaydı ve haritası uygulanıp kapsamları belirlenmeli, dinlenecek yansız bilirkişi ve taraf tanıklarından taşınmazların ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı, öncesinin kamu orta malı mer'a niteliği taşıyıp taşımadığı ve çevresinde kamu orta malı mer'a bulunup bulunmadığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanaklarıyla denetlenmeli, yargılama sırasında toplanan delillerin tutanakların edinme sebebi sütununda yazılı beyanlara aykırı düşmesi halinde tesbit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılmalı, beraberde götürülecek teknik bilirkişiye uygulanan kayıtların kapsamını belirtir ve keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmeli, uzman ziraat mühendisinden veya mühendisleri kurulundan arazinin niteliğiyle ilgili ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmaması isabetsiz olduğu gibi Asliye Hukuk Mahkemesinden devredilmiş olmasına rağmen 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 27 ve 11. maddeleri gereğince askı ilanları yapılmadan duruşmaya başlanması, bozmadan önce yapılan keşif sırasında bilgisine başvurulan uzman bilirkişi raporunda taşınmazlar üzerinde ardıçlık ve hali olarak bırakılmış bir alanın varlığından bahsedildiği halde, bu bölümün Hazine adına tescil edilip edilmeyeceği hususunun araştırılıp tartışılmaması da usul ve yasaya aykırı temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA,23.2.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: gencer  23.3.2006 14:56 Sıra No:540       Okuma:32764 
8.HD.
E: 2004/5866 K: 2004/7566
8.11.2004
  • ZİLYETLİKLE KAZANMA KOŞULLARI
  • MERA
  • DERE YATAĞI
      3402 SK 14 3402 SK 15


ÖZET:Davacılar vekili, miras, taksim ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 111 ada 39, 40; 112 ada 13; 113 ada 20; 118 ada 57 ve 58 parsellerin Hazine üzerindeki tapu kayıtlarının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davaya katılan Pınarlar Köyü Tüzel Kişiliği temsilcisi, 111 ada 39 ve 40 parsellerin Mer'a Komisyonunca orta malı mer'a olarak sınırlandırıldığını, bu yerler hakkındaki davanın reddine, her iki parselin mer'a olarak sınırlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, davarım reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 111 ada 39 ve 113 ada 20 parseller hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine, diğer parseller hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hükmün, kabule ilişkin bölümleri davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro tutanaklarına göre; 111 ada 40 parsel 20.05.1963 gün 31 numaralı, 112 ada 13 parsel, 18.04.1963 gün, 131 numaralı, 118 ada 58 parsel aynı tarih, 109 nolu tapu kayıtlarına dayanılarak, 118 ada 57 parsel de Sarız Irmağı'nın eski yatağı iken 1960-1968 yıllarında yatak değiştirmesi sonucu Hasan kızı Kamile Battal ile Ali kızı Şehriban Battal'm imar-ihya ederek kavaldık haline getirdikleri, halen bu kişilerin zilyetlik ve tasarrufları altında bulunduğu açıklanarak 1994 yılında Hazine adına tespit edilmişlerdir. Davacılar vekili, 111 ada 40, 112 ada 13, 118 ada 58 parseller yönünden belirtmeden, 57 parsel yönünden de tespitten önceki satın alma, miras ve kazanmayı sağlayan zilyetlik sebebine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmüne göre; zilyetliğin yerel bilirkişi, tanık sözleri ve benzeri delillerle kanıtlanması gerekir. Davacılar vekili tanık listesi vermiş ise de, yargılama aşamalarında tanıklarının yaşlarının küçüklüğü nedeniyle dinlenilmelerinden vazgeçtiği bildirilmiş, mahkemece yerel bilirkişi sözlerine dayanılarak hüküm kurulmuştur. 1933 doğumlu olan yerel bilirkişi 40 parselin Ahmet Tokdemir'in, 13 parselin Kazım Yıldıztekin'in satış ve devri ile davacıların kök miras bırakanı Davut'a geçtiğini, 57 ve 58 parsellerin de 1960 yılında ölen Davut'tan oğlu Hasan'a, onun da 1974 yılında ölümü ile davacı çocuklarına kaldığım bildirmiş, ziraatçı uzman bilirkişi de taşınmazların tümünün kültür arazisi niteliğinde olduğunu açıklaması üzerine mahkemece kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma.ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. 118 ada 57 parselin Sarız Irmağı'nın yer değiştirmesi sonucu imar ve ihya edilen yerlerden olduğu belirtilmiştir. Paftaya göre, 57 parselin doğusunda Sarız Irmağı akmaktadır. Bundan ayrı, dava konusu 58 parselin batısında yer alan 59 ve 60 parsellere uygulanan davacıların kök miras bırakanı Davut adına kayıtlı 1938 tarih 367 tahrir numaralı vergi kaydının doğu sımn ırmak olarak yazılıdır. 1 hektar 20 ar yüzölçümlü vergi kaydına karşılık toplam 12 dönüm yüzölçüme sahip 59 ve 60 parseller kayıt malikinin mirasçıları adına tespit edildiklerine göre dava konusu 57 ve 58 parsellerin ırmağın yatağı ve aktif etkisinde kalan yerler olup olmadığının jeolog uzman bilirkişi aracılığıyla belirlenmesi gerekir. Mahkemece bu hususun düşünülmemesi doğru görülmemiştir.
111 ada 40, 112 ada 13 ve 118 ada 57 parsellere uygulanan dayanak tapu kayıtları 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu hükümleri uyarınca oluşturulmuştur. Tarihleri pek açık olmamakla birlikte 1962 yılında düzenlenen belirtmeliklerde 40 parsel belirtme esnasında nazara alman vergi kaydının gayri sabit sınırları içermesi, 13 ve 58 parsellerin de Hazine arazilerinin şagilleri olan davacıların miras bırakanları ve satıcıları olduğu belirtilmek suretiyle Hazine adına belirtilmiştir. 111 ada 40 parsele uygulanan vergi kaydının sınırları itibariyle kazanmaya engel bir durum yok ise de, bu parselin kuzey doğusunda 17 nolu mer'a parseli bulunmaktadır. Taşınmazın mer'adan elde edilen yerlerden olup olmadığı araştırılmamıştır. Diğer parsellerin belirtmeliklerinde de Hazineye ait yerlerin işgal "edildiği açıklanmıştır. "Belirtmelikte geçen Hazine sözcüğü ile neyin amaçlandığı bilirkişiden sorulmamıştır Hazine sözcüğü ile kaçak ve yitik kişilerden kalan yerler kastediliyorsa böyle bir yem kazanılması mümkün olmaz. İntikal Kanunları uyarınca Hazineye kalan bir yerin kazanılması mümkün olmaz. Kaçak ve yitik kişilerden Hazineye geçmeyen bir yer ise, koşullarına uygun olarak tasarruf kazanma sağlar. Taşınmazların açıklanan intikal durumu ve nitelikleri araştırılmadan iptal ve tescile karar verirmiş olması doğru değildir.
Tüm bunlardan ayrı, davaya katılan Pınarlar Köyü temsilcisi, 111 ada 40 parselin Mer'a Komisyonunca köy orta malı mer'a olarak tahsis edildiğine ilişkin bilgiler dosya arasında bulunmaktadır: 4342 sayılı Mer'a. Kânununun 4 ve devamı maddelerinde mer'a, yaylak ve kışlakların hukuki durumu belirtilmiş, bunu izleyen maddelerde mer'a olarak tahsis edilecek yerler ve komisyonca yapılan işler sayıldıktan sonra 13.maddesinde de mer'a, yaylak ve kışlak olarak tespit ve tahdidi yapılan yerlere ilişkin komisyon kararlarına karşılık 30 günlük askı ilan süresi içinde Asliye Hukuk Mahkemesine dava açılabileceği, 30 günlük ilan süresi içinde haklarında dava açılmayan kararlârın kesinleşeceği açıklanmıştır. Davacı köy muhtarı, Mer'a Komisyonunca alman kararın tespit ve tahdidine ilişkin askı ilan tutanağı dosyaya sunulduğu halde, mahkemece bu parselin J-3 42 sayılı Kanun hükümleri uyarınca mer'a_olarak sınırlandırılıp sınırlandırılmadığı ve buna ait işlemin kesinleşip kesinleşmediği araştırılmadan hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Mer'a Kanunu uyarınca ihtiyaca göre belirlenecek bu tür yerlerin özel mülkiyet şeklinde edinilmesi mümkün olmaz. Bu tür durumlarda belirtme ve tespit tarihine kadar kazanma koşullarının oluştuğu kanıtlandığı takdirde davanın tespit davası olarak sonuçlandırılması gerekir. '
Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün kabule ilişkin bölümlerinin BOZULMASINA, 08.11.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: gencer  23.3.2006 14:56 Sıra No:539       Okuma:32672 
17.HD.
E: 2004/75 K: 2005/26
1.2.2006
  • 2/B İLE ORMAN DIŞINA ÇIKARMA
  • ZİLYETLİKLE İKTİSAP KOŞULLARI
      3402 SK 14, 6831 SK OK 2/B MK 713


ÖZET:Kadastro sırasında 101 ada 66 ve 74 parsel sayılı 1091,89 ve 2714,68 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlardan 66 nolu parsel Orman Yasasının değişik 2/B maddesi uyarınca orman dışına çıkarılan yerlerden olması nedeniyle, 74 nolu parsel ise ham toprak niteliğiyle hazine adına tespit edilmişlerdir. Askı ilan süresi içinde K.D. kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece 66 parsel yönünden davanın kabulüne, 74 nolu parsel yönünden davanın reddine ve dava konusu 66 nolu parselin davacı K. D. adına, 74 nolu parselin tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı K. D. ile davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Kadastro sırasında 66 parsel sayılı taşınmaz 2/B sonucu orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden, 74 nolu parsel ise ham toprak olduğu nedenleriyle hazine adına tespit edilmiş, davacı miras yoluyla gelen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Tespit nedenlerine, ileri sürülüşe ve savunmaya göre uyuşmazlık, davacı yararına 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 14.maddesinde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığı yönündedir. Davanın yasal dayanağını 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 14 ve Medeni Yasanın 713.maddeleri teşkil etmektedir. Taşınmazların öncesinin tapusuz olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Anılan maddelere nazaran tapusuz bir taşınmazın zilyedi adına tesciline karar verilebilmesi için öncelikle taşınmazın tescile tabi yerlerden olması, zilyedin zilyetliğinin aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatıyla olmak üzere 2 0 yıla ulaşması, maddi olaylardan sayılan zilyetlik ve sürdürülüş biçiminin tanık ve diğer delillerle kanıtlanması gerekir. Dinlenen yerel bilirkişinin zilyetlikle ilgili sözleri soyut içerikli ve gerekçeye dayanmamaktadır. Öte yandan tanık dinlenilmesi yoluna gidilmemiş, yerel bilirkişi sözleri tutanak içeriklerine aykırı düşmesine karşın tutanak bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilmemiş, eylemli durumda 74 nolu parselin sınırında orman olmasına karşın taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor da alınmamıştır.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde, davada iddiasına kanıtlama yükümlülüğünde olan davacıdan taşınmazları ve öncesini iyi bilen yaşlı tanık göstermeleri istenmeli, istekleri halinde hazineye de aynı olanak tanınmalı, daha sonra önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişi ile taraflarca gösterilecek tanıklar ve tüm tespit bilirkişileri eşliğinde yerinde yeniden keşif yapılarak bilirkişi ve tanıklardan her iki taşınmazın öncesinin orman yada mer'a olup olmadığı, değilse, kimden kaldığı, davacı ve miras bırakanlarının zilyetliklerinin başlangıç tarihi, süresi ve sürdürülüş biçimi olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, 74 nolu parselin orman sayılan yerlerden olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden teknik verilere dayalı gerekçeli rapor alınmalı, zilyetlik ve sürdürülüş biçimi bakımından yerel bilirkişi ve tanık sözleri ve ziraatçı bilirkişi raporları arasında aykırılık doğduğunda yöntemine uygun olarak aykırılığın giderilmesine çalışılmalı, zilyetlik ve süresi ile ilgili olarak gerektiğinde taşınmazlara doğrudan yada ikinci derecede komşu olan taşınmazların malikleri yada zilyetlerinin tanık sıfatıyla bilgilerine başvurulmalı, fen bilirkişisinden önceden olduğu gibi raporlu kroki alınmalı ondan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Davacının 74 nolu, davalı hazinenin ise 66 nolu parselle ilgili hükme yönelik temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 01.02.2 006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: gencer  2.3.2006 17:15 Sıra No:538       Okuma:33625 
20.HD.
E: 2005/11676 K: 2005/16380
27.12.2005
  • ORMAN
      3402 SK 16 OK 1/J


ÖZET:Kadastro sırasında Elemanlı Köyü 105 ada 60 parsel sayılı 2950 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tarla niteliği ile belgesizden, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı adına tesbit edilmiştir. Davacı Orman Yönetimi, orman sayılan yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve dava konusu parselin (A) ile işaretli 1093.40 m2'lik bölümünün orman niteliği ile Hazine adına, (B) ile işaretli 1856.60 m2'lik bölümünün davalı Sultan Boyraz adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 Sayılı Yasanın 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı içinde bırakılmıştır.
Temyiz, çekişmeli taşınmazın (B) ile işaretli 1856.60 m2'lik kesimine yöneliktir. Bu kesimin %12'yi aşan eğimde ve memleket haritası, amenajman planı ve hava fotoğraflarında çalılık olarak görünen bir alan olduğu dosya arasında bulunan belgeler ve özellikle bilirkişi raporlarından anlaşılmaktadır. 6831 Sayıl Yasanın 1/j maddesi gereğince eğimi %12'yi aşan çalılık ve makilik alanlar orman sayılan yer niteliğindedir. Bu yön göz önüne alınarak davacı Orman Yönetiminin davasının tümü ile kabulü gerekirken, kısmen kabulü usul ve yasaya aykırıdır.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: gencer  9.2.2006 15:26 Sıra No:537       Okuma:33800 
10.HD.
E: 2003/7791 K: 2003/8808
2.12.2003
  • GÖREV
  • TASARRUFU TEŞVİK
  • TARAF TEŞKİLİ
      HUMK 7/1 4853 SK 7 4853 SK 8


ÖZET:1- Dava, işine son verilmesine rağmen ödenmeyen tasarrufu teşvik parası ile işveren ve Devlet katkısı payından fazla talep hakkı saklı kalmak kaydıyla 100.000.000 TL nin, ödenmesi gereken günden itibaren faiziyle tahsili ve kesinti yapılıp yapılmadığının, yapılan kesintinin davacı adına bankaya yatırılıp yatırılmadığının tespitine ilişkindir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 29.04.2003 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4853 sayılı çalışanların Tasarruf Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve Bu Hesaptan Yapılacak Ödemelere Dair Kanun'un 7 ve 8. maddeleridir. Anılan kanunun 8. maddesinde; "3417 sayılı kanun hükümlerine göre, ücretlerden yapılması gereken tasarruf kesintileri ile katkı paylarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan işverenlerden; yatırılması gereken miktarlar ile gecikme zammı, resen veya ilgililerin başvurusu halinde Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri dairesinde tahsil olunarak T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılır. 3417 sayılı Kanunun mülga 2. Maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamındaki personelin aylık ve ücretlerinden tasarruf kesintileri ile Devlet ve işveren katkılarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan Kurumlar, yatırılması gereken miktarların resen veya ilgililerin başvurusu hâlinde yasal faizi ile birlikte T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılmasından sorumludurlar." şeklinde düzenleme yapılmış, buna göre tasarruf kesintileri ile işveren katkılarının ilgililerin banka hesaplarına yatırılmaması halinde Sosyal Sigortalar Kurumu tahsile yetkili kılınmıştır.
Somut olayda kurum tarafından bu görevin yerine getirilmediği, tahsil edilmeyen tasarruf tutarları ve işveren katkıları sebebiyle davacıya tasarruf tutarı ve nema alacaklarının ödenmediği iddiası mevcuttur. Gerçekten de davalı işverence tasarruf teşvik kesintileri ile işveren katkılarının yatırılmaması ve giderek Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından tahsil edilmemesi durumunda, davacı işçiye ödenmesi gereken zorunlu tasarruf miktar ve nema alacaklarında azalma olacağı kuşkusuzdur. Böyle olunca davacı işçinin Yasadan kaynaklanan bu alacağa kavuşması için Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından gereğinin yapılmasını beklemek dışında dava açmak imkânı da vardır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesi gereği; işçi ile işveren arasında, hizmet ilişkisinden doğan bu uyuşmazlığın çözüm yeri iş mahkemeleridir.
Mahkemece işin esasına girilerek; öncelikle işçinin ve işverenin anılan Kanunlar kapsamına giren kişilerden olup olmadığı, işverenin bu yasalar çerçevesinde tasarruf kesintisi
stopajını yapıp yapmadığı, kendi payını da katarak dava konusu edilen dönemler itibariyle Ziraat Bankasına yatırıp yatırmadığı, Sosyal Sigortalar Kurumunun bu konuyu takip edip etmediği, etmiş ise ne gibi işlemler yaptığı araştırılmalı, işçinin istediği ve ödenmesi gereken miktar kanunî merciden sorulmalı ve yapılacak bu araştırma sonucuna göre ve 4853 sayılı Kanuna göre hüküm kurulması gerekirken, açıklanan maddî ve hukukî olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmesine rağmen dava dilekçesinin Kuruma tebliğ edilerek yöntemince taraf teşkili yapılmaması da isabetsizdir.
O hâlde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine 02.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: gencer  26.1.2006 17:59 Sıra No:536       Okuma:34151 

Hukuk İçtihadı Ekle
   
1, 2, 3, 4, 5, 6 ... 39
3. sayfa (Toplam 39 sayfa)

KEYWORDS:  içtihatlar, Yargıtay Kararları, Yargıtay Kararları Dergisi, Ceza Genel Kurulu, Hukuk Genel Kurulu, İçtihadı birleştirme kararı, Emsal Karar, temyiz, bozma, Yargılamanın Yenilenmesi, Olağanüstü itiraz, Aleyhe bozma yasağı, ceza, ağır hapis, hapis cezası, Ykd programı, ictihat makrosu,bakale.com,bakalecom,bakale