Giriş   
Zaman: 21 Eyl 2017 16:22
 
Hukuk
Ana sayfa
Yenilikler
Hukuk programları
İçtihatlar
Hukuk sembolleri
Hukuki veritabanları
Linkler
  YARGITAY HUKUK DAİRELERİ İÇTİHATLARI   
  İçtihat  Seçin:   
 
İçtihat Ara: 
Sıralama:      
Dairesi:                      Önemli İçtihatlar
Kaynak:
Aranan Kelime:
 
Bulunan içtihat: 580 adet
8.HD.
E: 2003/4194 K: 2003/4473
16.6.2003
  • MİRAS PAYININ DEVRİ
  • KADOSTRO DEVRİNDEN ÖNCEKİ DEVİR- HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
  • KADOSTRO EVRAKLARININ BİR TÜRLÜ BULUNAMAMASI
  • İSTEMLE BAĞLILIK
      HUMK


ÖZET: T.C.
Y A R G I T A Y
8.Hukuk Dairesi
Sayı:
Esas-2003-Karar
4194 4473

Y A R G I T A Y İ L Â M I
Mahkemesi : P 2.Asliye Hukuk Hâkimliği
Karar Tarihi : 16.05.2002
Esas ve Karar No : 1998/390 2002/268

Mehmet mirascıları Orhan ve müşterekleri ile Şerife ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair P 2.Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 16.05.2002 gün ve 390/268 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacılar vekili, davalıların miras bırakanlarına ait 853 ve 855 parsellerdeki paylara ilişkin tapu kayıtlarının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tapu kayıtlarına göre 853 ve 855 parseller 5.8.1980 tarihinde hükmen ve ifrazen tarafların ortak miras bırakanı Mustafa kızı Ümmü adına tapuya tescil edilmiştir. Davacılar , davalıların miras bırakanı Mehmet ile davalı Sultan ın her iki parseldeki miras paylarını 30.4.1954 günlü senedle yakın miras bırakanları Halil oğlu Mehmet'e satıp devrettiklerini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Mirascılık belgesine göre tarafların 11.03.1931 tarihinde ölen kayıt maliki Ümmü mirascıları oldukları belirlenmiştir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan MK.nun 612. maddesine göre miras payının satış ve devri yazılı olmak koşulu ile geçerlidir. Somut olayda , adı geçen kimselerin payının satılıp devredildiği belge ile doğrulanmış ve taşınmazların davacılar ve yakın miras bırakanları Mehmet in zilyedliğinde bulunduğu bildirildiğine göre bu yön kanıtlanmış bulunmaktadır. Miras payının devrinin kadastro tespitinden önce veya sonraki tarihte olup olmadığı özellik arz etmektedir. Şayet satış kadastro tespitinden önceki bir döneme rastlıyor ise , o takdirde davanın açılış tarihine göre hak düşürücü süre gerçekleşmiş olacaktır. Dosya arasında bulunan P Kadastro Mahkemesinin 21.09.1976 gün ve 1955/1175 esas , 1976/2223 karar sayılı hükümde dava konusu her iki parselin 438 ve 440 parsellerden ifrazen kayıt maliki Ümmü adına tescil edildiği açıklanmıştır. Tüm aramalara rağmen kadastro dosyası ve 438 ve 440 parsellerin kadastro tutanakları temin edilememiştir. Bu belirsizlik karşısında miras payı devrinin tespitten sonra kesinleşmeden önce olduğunun kabulü gerekir. Esas olan hak arama yolunun açık tutulmasıdır. Mahkemece bu yönler gözönünde tutularak davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiş ise de , miras payını devreden davalıların 25.01.1992 tarihinde ölen Mehmet ile Sultan dışındaki diğer mirascıların paylarının iptal ve tesciline karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. HUMK.nun 74. maddesi hükmü uyarınca hakim istekle bağlıdır. İstek aşılarak dava konusu edilmeyen paylar yönünde hüküm kurulmuş olması açıklanan nedenle doğru görülmemiştir.
Davalı Şerife ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA ve 13.500.000 lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 16.6.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  18.8.2006 18:18 Sıra No:565       Okuma:93454 
18.HD.
E: 2004/463 K: 2004/1763
8.3.2004
  • KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN ARTIRILMASI
  • İDDİA VE SAVUNMA İLE BAĞLI KALMA
  • KAMU DÜZENİ İLE İLGİLİ BUYURUCU HÜKÜM
  • İDARE ADINA TESCİL
      HUMK MD 74


ÖZET: T.C
Y A R G I T A Y
18.HUKUK DAİRESİ
ESAS KARAR
2004/469 2004/1763
Y A R G I T A Y İ L A M I

Mahkemesi :Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesi

Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak;
Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 74. maddesinde hakimin her iki tarafın iddia ve savunmaları ile bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremeyeceği öngörülmüştür. Yasanın kamu düzeni ile ilgili bulunan buyurucu nitelikteki bu hükmü gözetilmeden tescile ilişkin bir istem sözkonusu olmadığı halde kamulaştırılan taşınmazın idare adına tesciline karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 8.3.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  18.8.2006 18:18 Sıra No:564       Okuma:39422 
16.HD.
E: 2004/7605 K: 2004/9332
8.7.2004
  • KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ
  • USULSÜZ TEBLİGAT İLE KARARIN KESİNLEŞMESİ
  • USULSÜZ DAVA AÇILMASI-TALEP OLMAKSIZIN DAVANIN HAKİMCE ÇÖZÜMLENMESİ
  • USULSÜZ KESİNLEŞME HAK SAĞLAMAZ
      HUMK


ÖZET: T.C.
Y A R G I T A Y
16. Hukuk Dairesi
Sayı:
Esas 2004 Karar
7605 9332

YARGITAY İLAMI

Mahkemesi : İ Tapulama Mahkemesi
Tarihi : 7.9.1966
Nosu : 1960/160-100
Davacı : Hüseyin vs.
Davalı : Fatma vs.

Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 325 parsel sayılı 29.300 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydı, ifraz, taksim, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle Fatma ve müşterekleri adına tespit edilmiştir. Muteriz davacılar ve arkadaşları, taşınmazda pay sahibi olduklarına dayanarak dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, itirazların reddine ve temyize konu 325 sayılı parselin "tespit gibi tesciline (İsmail ve Sadık adlarına)" karar verilmiş, hüküm davalılardan Fatma vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz istemi 325 sayılı parsele ilişkindir. Kararın 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümlerine göre davalı Fatma ya usulen tebliğ olunmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece kararın kesinleştirilmesi kanuna uygun bulunmamaktadır. Temyiz isteminin süresinde olduğu saptanarak işin esası incelenmiş, tespitin 1959 yılında 5602 sayılı Tapulama Kanunu hükümlerine göre yapıldığı, yargılama sonunda 1960/160 esas ve 1966/100 sayılı kararla davanın reddine karar verilmiştir. İsmail ve Sadık tarafından usulen açılan bir dava bulunmamaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca hakim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın davayı çözümleyemez. Mahkemece dava reddedildiğine göre karar tarihindeki 766 sayılı Kanun'un 54. maddesinin de uygulama yeri bulunmamaktadır. Usulsüz yapılan kesinleştirme sonucu tapu kaydı oluşturulması ve tapuda işlem yapılması da sonuca etkili değildir. Hal böyle olunca; taşınmazın tutanakta gösterilen tespit malikleri adlarına payları oranında tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 8.7.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  18.8.2006 18:17 Sıra No:563       Okuma:39716 
19.HD.
E: 2002/5442 K: 2003/272
17.1.2003
  • • HACZİN DÜŞMESİ
  • • SATIŞ İSTEMEMEK
  • • SIRA CETVELİNE İTİRAZ
  • • KIYMET TAKDİRİNE İLİŞKİN TALEP VE İTİRAZ
      2004.İİK/106/110


ÖZET:ÖZET : Haczedilen taşınmazın iki yıl içinde satışının istenmemesi halinde haciz düşer.

Kıymet takdirine ilişkin talep ve takdir edilen kıymete itiraz İİK. nun 106. maddesindeki süreleri kesmez.

Haczi düşen davalıya ödeme öngören sıra cetvelinin iptaline dair şikayetin kabulü gerekirken reddi isabetsizdir.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, borçluya ait taşınmazların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde satış bedelinin davalıya ödenmesine karar verildiğini, süresinde satış istememesi nedeniyle haczi düşen davalıya ödeme yapılamayacağını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin satışa konu taşınmazları 4.8.1997 tarihinde haczettiğini, iki yıllık süre dolmadan 4.5.1999 tarihinde satış isteğini, davacı bankanın kıymet takdirine itiraz etmesi nedeniyle sürelerin işlemeyeceğini belirterek şikayetin reddi gerektiğini savunmuştur.

Merci Hakimliğince, kıymet takdirine itiraz sonuçlanmadan satış istenemeyeceğinden itirazın incelenmesi devam ederken sürelerin işlemeyeceği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Bedeli paylaşıma konu taşınmaz davalı alacaklı tarafından 4.8.1997 tarihinde haczedilmiştir. İİK. hun 106 ve 110. maddeleri uyarınca haczedilen taşınmazın iki yıl içinde satışının istenmemesi halinde haciz düşer. Kıymet takdirine ilişkin talep ve takdir edilen kıymete itiraz İİK.nun 106. maddesindeki süreleri kesmez. Zira kıymet takdirine itiraz satışın istenmesine engel değildir. Ancak satış itiraz karara bağlandıktan sonra yapılmalıdır. Davalı alacaklının 21.9.1999 tarihli satış talebi iki yıllık süreden sonra yapıldığından haciz düşmüştür. Mercii Hakimliğince bu yönler gözetilerek şikayetin kabulü gerekirken yazılı gerekçeyle reddinde isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  18.8.2006 18:17 Sıra No:562       Okuma:38084 
19.HD.
E: 2006/4792 K: 2006/7417
6.7.2006
  • TİCARİ İŞLEKME İLE İLGİLİ SÖZLEŞME
  • SU ABONMAN SÖZLEŞMESİ
  • AVNS FAZİNE HÜKMEDİLMESİ GEREKLİLİĞİ
      3095 sayılı kanun 2/2 maddesi


ÖZET:Yargıtay 19. Hukuk Dairesinden:

Esas No : 2006/4792
KararNo : 2006/7417
Mahkemesi : Ankara 4. Sulh Hukuk Mahkemesi
Dava Tarihi : 20.7.2005
Karar Tarihi : 26.10.2005
Davacı : Ekom Endüstri İnş. A.Ş.
Davalı : ASKİ Genel Müdürlüğü

Taraflar arasında görülen alacak davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle dosya içindeki tüm belge ve evraklar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı vekili, müvekkili şirketin davalının abonesi olup, su tüketimine ilişkin borcunu ödediğini ancak bu ödemenin bilgi işlem sisteminde görülmediğinden mükerrer olarak müvekkili tarafından yeniden bu borcun ödenmek zorunda kalındığını davalının mükerrer tahsilatı iade etmemesi üzerine dava açma zarureti doğduğunu belirterek müvekkilinden fazla alınan bedelin faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, uyuşmazlık konusu olan 2005/5 tüketim dönemine ilişkin olarak düzenlenen faturanın davalıdan mükerrer olarak tahsil edildiği gerekçesi ile 1.724.35 YTL nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Bu karar aleyhine Adalet Bakanlığının ilgili yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması talebinde bulunulmuştur.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle davacı vekili dava dilekçesinde dava değerini 1.724.35 YTL olarak göstermiş olup bu miktar üzerinden harç yatırılmış ve mahkemece de aynı miktara hükmedilmiş olduğundan davada reddedilen bir kısım bulunmamasına göre yapılan yargılama giderinin davalının üzerinde bırakılmasında isabetsizlik bulunmamasına göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Davacı tacir olup uyuşmazlığa konu alacak ticari işletmesi ile ilgilidir. 15.12.1999 gün ve 4489 sayılı kanun ile 3095 sayılı kanunda yapılan değişiklik sonucunda anılan kanun 2/2 maddesi uyarınca arada ticari sözleşme olmasa dahi ticari işlerde avans faizi istenebilir. Mahkemece anılan yasa hükmü gözetilmeksizin avans faizi yerine reeskont faizine hükmedilmesinde isabet görülmemiştir.

3-(1) nolu bentte de açıklandığı gibi davada redddedilen bir müddeabih bölümü olmadığı için davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekirken bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi, vekalet ücreti yargılama giderlerinden olup, davanın taraflarına yönelik olarak hükmedilmesi gerekirken vekiller lehine vekalet ücretine karar verilmesi de kabul şekli itibari ile doğru değildir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) nolu bentte gösterilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile HUMK.'nun 427/7 maddesi gereğince hükmün kanun yararına ve hukuki sonuçları kalkmamak koşulu ile bozulmasına, aynı yasanın 427/son maddesi uyarınca kararın bir örneğinin Resmî Gazete'de yayınlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesine 6.7.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak : 26260 sayılı 15.08.2006 tarihli Resmi Gazete

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  15.8.2006 13:46 Sıra No:561       Okuma:28219 
14.HD.
E: 2006/6449 K: 2006/7273
22.6.2006
  • TAPU İPTALİ VE TESCİL
  • HUSUMET
  • KOOPERATİF ORTAKLIĞI
  • DAVANIN TAPU MALİKİNE YÖNELTİLMESİ GEREKLİLİĞİ
      HUMK


ÖZET:Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:

Esas No : 2006/6449
Karar No : 2006/7273
Mahkemesi : Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi : 5/2/2002
Numarası : 2001/298-2002/68
Davacı : PETER OLAF JELONEK
Davalı : SS DAMLA KONUT YAPI KOOP.

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 2/4/2001 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 5/2/2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi yazılı emir yoluyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı, 1305 parsel sayılı taşınmazdaki kooperatif tarafından yapılan inşaatta 45 blok, 90 numaralı bağımsız bölümü kooperatif ortağı Emine Çetin'den satın aldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Kararın temyizen incelenmesi yazılı emir yoluyla talep edilmiştir.

Dava kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Davacı, devraldığı kooperatif ortaklığı payının adına tescilini istemektedir. Taşınmaz tapuda sınırlı sorumlu Alanya Damla Yapı Kooperatifi adına kayıtlıdır. Bir davada subjektif hakkı ihlal edilen kişi davacı bu hakkı ihlal ettiği iddia edilen kişi ise davalı sıfatına sahiptir. Tapu iptali tescil davalarında mülkiyet hakkının aktarılmadığı iddiası esastır. Bu hakkı aktarım borcu ise tapu malikine aittir. Davada husumetin davalı sıfatına sahip olan tapu malikine yöneltilmesi gerekir. Somut olayda; dava kooperatif ortağı olduğu iddia edilen ve tapuda maliki olmayan kişiye yöneltilmiş olup, tapu malikine husumet yöneltilmemiştir. Davanın doğru hasıma yöneltilmemesi nedeniyle davalı sıfatı yokluğundan reddi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 22/6/2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

Karar : 15.08.2006 günlü 26260 sayılı Resmi Gazete

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  15.8.2006 13:46 Sıra No:560       Okuma:28254 
10.HD.
E: 2001/2321 K: 2001/2569
3.4.2001
  • PRİM VE GECİKME ZAMMININ İPTALİ
  • YETKİLİ MAHKEME
  • SSK
      506 SYL YASA,HUMK


ÖZET: T.C
Y A R G I T A Y
10.Hukuk Dairesi

E. 2001/2321
K. 2001/2569
T. 03.04.2001

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı, yasalara aykırı olarak tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı ile buna vaki itiraz üzerine verilen red kararı ve bunu onayan komisyon kararının iptali ile borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde yetkisizliğe karar vermiştir.

Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurumun temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

506 Sayılı Kanunun 3917 Sayılı Kanunla değişik 80. maddesinin 6. fıkrası hükmüne göre; Kurum alacaklarının tahsilinde 21.07.1953 tarih ve 6183 Sayılı Kanun'un uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir.

Dava, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 Sayılı Kanun'un uygulanmasından doğan uyuşmazlığa ilişkin olmayıp, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu'nun 4792 Sayılı Kanun'un 6. maddesine 3917 Sayılı Kanun'la eklenen fıkralara dayalı olarak işin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarına göre re'sen tahakkuk ettirdiği prim borcunun anılan maddede öngörülen prosedür kapsamında iptali istemine ilişkindir.

Bu durumda, yetkili İş Mahkemesinin belirlenmesinde; 506 Sayılı Kanun 80/6. maddesi değil; 506 Sayılı Kanun'un 134. maddesi hükmünde hangi yer İş Mahkemesinin yetkili olduğunun öngörülmemesi nedeniyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun genel yetki kuralları esas alınacaktır.Giderek ölçümlemenin iptalini amaçlayan bu davada; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 9 ve 17. maddelerine göre yetkili mahkeme; Kurum'un ikametgahının bulunduğu Ankara İş Mahkemesi ya da işlemlerin yapılmış olduğu Kurum şubesinin bulunduğu Samsun İş Mahkemesidir ve davacının bu yönde bir seçimlik hakka sahip olduğu açıktır.

Davacı işveren de, davalı Kurum'un ikametgahının bulunduğu Ankara İş Mahkemesinde dava açtığına göre artık işin esasına girilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı biçimde yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu'nun sonradan yargılama aşamasında aynı alacak için 6183 Sayılı Kanun uyarınca takibe geçmiş olması; davanın yukarıda öngörülen hukuki vasfı karşısında yetkili mahkemenin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun madde 9 ve 17. hükümlerine göre belirlenmesi ve davacının bu yönde seçimlik hakkı bulunduğu kuralını ortadan kaldıramaz.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.04.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:10 Sıra No:559       Okuma:28169 
10.HD.
E: 2002/2764 K: 2002/3129
8.4.2002
  • HİZMET TESPİTİ DAVASI
  • SÖZLÜ YARGILAMA USULÜ-İLK İTİRAZ
  • YETKİLİ MAHKEME
      HUMK


ÖZET: T.C.
YARGITAY
10.Hukuk Dairesi

E. 2002/2764
K. 2002/3129
T. 08.04.2002

Y A R G I T A Y İ L A M I

Davacı, murisi eşinin davalılardan işveren ait işyerinde 02.06.2000-10.10.2000 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tespiti ile 01.08.2001 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde yetkisizliğe karar vermiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-5521 Sayılı İş Mahkemeleri Yasasının 7. maddesine göre iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanmaktadır. Aynı Yasanın 15. maddesi ile de bu yasada açıklık bulunmayan hallerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının uygulanması gerekeceği hükme bağlanmış olmakla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 478. maddesi ile bu yargılama usulünde ilk itirazların her halde esasa girilmeden, ilk oturumda bildirilmeleri gerekmekte olup, bu konuda hakimin taraflara önel tanımasına ve dolayısıyla yasa tarafından öngörülmüş kesin süreyi ortadan kaldırmasına olanak yoktur. Aynı yasanın 187/2. maddesi ile ilk itirazlardan olan "yetkisizlik iddiasının" belirtilen süre aşılarak yapılmış olduğu dikkate alınmaksızın, yetkisizlik kararı verilmesi isabetsizdir.

2-Dava; işveren ve Sosyal Sigortalar Kurumuna karşı açılmış bir hizmet tespiti davasıdır. Davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunması karşısında, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 9 ve 17. maddeleri uyarınca dava bunlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabilir. Somut olayda da; davacı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 9 ve 17. maddelerinin kendisine verdiği seçme hakkı çerçevesinde davasını, davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumunun şubesinin bulunduğu Manisa İş Mahkemesinde açması ve davanın sırf davalılardan birini başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı iddiasının da ileri sürülmemiş olması karşısında, işin esasına girilerek sonucuna göre hüküm kurmak gerekirken yazılı gerekçelerle "mahkemenin yetkisizliğine" karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 08.04.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:09 Sıra No:558       Okuma:27962 
10.HD.
E: 2003/5828 K: 2003/6509
2.10.2003
  • EMEKLİ MAAŞI
  • ÇALIŞMAYA DEVAM HALİNDE YASAL KESİNTİ
  • YETKİ- İŞİN YÜRÜTÜLDÜĞÜ YER MAHKEMESİ
  • SSK NIN ŞUBESİNİN BULUNMASI
      ukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 17.mad, 506 Sayılı Kanunun 63/B-2 mad


ÖZET: T.C.
YARGITAY
10.Hukuk Dairesi
Esas Karar
2003/5828 2003/6509

Y A R G I T A Y İ L A M I

Mahkemesi :Güney Asliye Hukuk Hakimliği (İş)
Tarihi :18.03.2003
No :64 - 10


Davacı,emekli maaşından yapılan %15 kesintinin yasal olmadığının tespiti ile yapılan kesintilerin yasal faizi ile birlikte iadesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Noter olarak görev yapan davacının 01.09.1997 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı almaya başlamasından sonra, 01.10.1999 tarihinden itibaren 4447 Sayılı Yasa ile değişik 506 Sayılı Kanunun 63/B-2 maddesi uyarınca aylığından %15 Sosyal Güvenlik Destekleme Primi kesilmemesi gerektiğinin tespitine ilişkin davada yöntemince yapılan yetki itrazı kabul edilerek Ankara İş Mahkemesi yetkili kılınmışsada; davacının G..y İlçesinde Noterlik yapması ve işlemlerin Denizli Sosyal Sigortalar Kurumu İl Müdürlüğü tarafından yürütülmesi, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı'nın Denizli'de şubesinin bulunması ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 17.madddesi nazara alınarak davanın Denizli İş Mahkemesi'nde görülebileceği gözetilerek dava dilekçesinin yetki yönünden reddine,dosyanın yetkili ve görevli Denizli İş Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken,Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı'nın bulunduğu Ankara İş Mahkemesi'nin yetkili ve görevli kılınması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Ne var ki,bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden karar bozulmamalı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438.maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın gerekçe ve hüküm fıkrasının 2.bendinde yer alan "Ankara" isminin silinerek yerine,"Denizli" isminin yazılmasına,ve hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 02.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:09 Sıra No:557       Okuma:27791 
10.HD.
E: 2004/5631 K: 2004/7905
23.9.2004
  • YETKİ
  • FAZLA ÖDENEN MALULİYET AYLIĞININ İADESİ
      HUMK


ÖZET: T.C.
YARGITAY
10.Hukuk Dairesi
Esas Karar
2004/5631 2004/7905

Y A R G I T A Y İ L Â M I

Mahkemesi :Ankara 13. İş Mahkemesi

Davacı, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 9.222.054.439 liranın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde mahkemenin yetkisizliğine karar vermiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-Dava yersiz ödenen malüliyet aylıklarının davalıdan yasal faiziyle birlikte geri alınmasına ilişkindir. Davacı Kurum "Bulancak Asliye Hukuk (İş) Mahkemesine gönderilmek üzere Giresun Asliye Hukuk (İş) Hakimliğine" başlığını taşıyan dava dilekçesini 12.12.2003 tarihinde Giresun Asliye Hukuk (İş) Mahkemesine vererek davasını açmış, bu mahkeme, dava dosyasını hataen Ankara Nöbetçi İş Mahkemesine göndermiş, yapılan dağıtım sonunda Ankara (13.) İş Mahkemesince davaya bakılarak yetkisizlik kararı verilmiştir. Dava, Kurum tarafından yetkili Bulancak Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinde açılmasına karşın Giresun Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin hatası sonucu dosyanın yetkisiz Ankara Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilmiş olması gözönünde bulundurularak davacı aleyhine avukatlık ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerekirken, mahkemenin bu giderlerden davacıyı sorumlu tutması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Ne var ki bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ: Hükmün üçüncü, dördüncü ve beşinci paragraflarının çıkartılmasına, ikinci paragrafının sonuna "yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretinin yetkili mahkemece hüküm altına alınmasına" sözcüklerinin eklenmesine ve hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 23.09.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:08 Sıra No:556       Okuma:27847 
15.HD.
E: 2004/4511 K: 2005/1092
28.2.2005
  • • APARTMAN YÖNETİMİNİN TARAF EHLİYETİ
  • • KAT MÜLKİYETİNE TABİ TAŞINMAZ
  • Yazılı Eser Sözleşmesi Varsa Yükleniciye Karşı Sözleşmeye Dayanarak Dava Açılabileceği
      818/m.355,358,1086/m.73


ÖZET:T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/4511 K. 2005/1092 T. 28.2.2005

• APARTMAN YÖNETİMİNİN TARAF EHLİYETİ ( Yöneticilerin Taraf Olduğu Eser Sözleşmesinde Yüklenicinin Temerrüdü - Yazılı Sözleşmeye Dayanarak Yöneticilerin Dava Açabileceği/Yazılı Eser Sözleşmesi Yoksa Apartman Yönetiminin Kat Maliklerinin Kişisel Hakları İçin Dava Açamayacağı )

• KAT MÜLKİYETİNE TABİ TAŞINMAZ ( Apartman Yönetiminin Kat Maliklerini Temsilen Açtığı Davada Taraf Ehliyeti - Yazılı Eser Sözleşmesi Varsa Yükleniciye Karşı Sözleşmeye Dayanarak Dava Açılabileceği )

• SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI ( Mahkemece Taraflar Duruşmaya Davet Edilip Dinlenmeden Dosya Üzerinden Hüküm Kurulamaması - Apartman Yönetiminin Kat Malikleri Kurulu Kararı Uyarınca Yaptığı Eser Sözleşmesine Dayalı Açtığı Davada Taraf Ehliyeti )

• TARAF EHLİYETİ ( Apartman Yönetiminin Kat Malikleri Kurulu Kararı Uyarınca Yaptığı Eser Sözleşmesine Aykırı Davranan Yükleniciye Karşı Dava Açması )

• HUSUMET ( Apartman Yönetiminin Kat Malikleri Kurulu Kararı Uyarınca Yaptığı Eser Sözleşmesine Aykırı Davranan Yükleniciye Karşı Dava Açması )

818/m.355,358

1086/m.73

ÖZET : HUMK.nun 73. maddesine göre hakim, usulen tarafları duruşmaya davet etmeden hükmünü veremez. Bu madde hükmüne aykırı olarak taraflar duruşmaya davet edilmeden evrak üzerinde yapılan inceleme ile davanın reddi doğru olmamıştır. Davalılar ile davacı apartman yönetimi arasında yazılı eser sözleşmesi varsa davacı yönetimin bu sözleşmeye dayalı olarak dava açabileceği kabul edilmeli, yazılı sözleşme yoksa yönetici, diğer maliklerin kişisel hakları için dava açamayacağından davayı açan avukata diğer maliklerden alınma vekaletnameleri ibraz etmesi için süre verilmeli, bu şekilde işin esası incelenerek, vekalet verenler ile sınırlı olarak sonuca gidilmelidir. Tüm bu yönler gözetilmeden Kat Mülkiyeti Kanununa göre kat malikleri kurulunun taraf ehliyeti bulunmadığından bahisle davanın reddedilmesi doğru olmamıştır.
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : HUMK.nun 73. maddesine göre hakim, usulen tarafları duruşmaya davet etmeden hükmünü veremez. Bu madde hükmüne aykırı olarak taraflar duruşmaya davet edilmeden evrak üzerinde yapılan inceleme ile davanın reddi doğru olmamıştır. Dava, kat malikleri adına yöneticinin vekalet verdiği avukat tarafından açılmıştır. Öncelikle dava konusu taşınmaza ait tapu kayıtları ve kat malikleri kurulu kararları ile varsa sözleşmelerin dosyaya ibrazı sağlanmalı, tarafların ana taşınmazda kat maliki olup olmadıkları ve sıfatları açığa kavuşturulmalı, davalılar ile davacı apartman yönetimi arasında yazılı eser sözleşmesi varsa davacı yönetimin bu sözleşmeye dayalı olarak dava açabileceği kabul edilmeli, yazılı sözleşme yoksa yönetici diğer maliklerin kişisel hakları için dava açamayacağından davayı açan avukata diğer maliklerden alınma vekaletnameleri ibraz etmesi için süre verilmeli, bu şekilde işin esası incelenerek, vekalet verenler ile sınırlı olarak sonuca gidilmelidir. Tüm bu yönler gözetilmeden Kat Mülkiyeti Kanununa göre kat malikleri kurulunun taraf ehliyeti bulunmadığından bahisle davanın reddedilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 28.2.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


(Not: İçtihat, Kazancı İçtihat Bankasından alınmıştır.)

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:08 Sıra No:555       Okuma:28197 
11.HD.
E: 2005/4397 K: 2006/4251
18.4.2006
  • ULUSLARARASI TESCİL
  • TESCİL BAŞVURUSU
  • AVUKATIN TASDİK ETTİĞİ EVRAKIN DELİL DEĞERİ
  • MARKA HÜKÜMSÜZLÜĞÜ - YİBK KARARININ İPTALİ
      Paris Sözleşmesinin 1.mükerrer 6.mad


ÖZET: T.C.
YARGITAY
ONBİRİNCİ HUKUK DAİRESİ
ESAS KARAR
2005/4397 2006/4251

YARGITAY KARARI


MAHKEMESİ :Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk mahkemesi
GÜNÜ :15.02.2005
SAYISI :2004/447-2005/82
DAVACI :Phat Fashions LLC Vekili Av.Ahmet BAŞALAN
DAVALILAR : 1 Neta Tekstil Turizm ve tic.ltd.Şti vekili
Av.M.Aysan AKERSİN
2 TPE Başkanlığı Vekili Av.Tarık MUTLUOĞLU

Taraflar arasında görülen davada Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15.02.2005 tarih ve 2004/447-2005/82 sayılı kararın yargıtay’ca incelenmesine davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için tetkik hakimi Abdullah Turgut tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: davacı vekili, müvekkili’nin ABD ve dünyanın birçok ülkesinde 18,25,44 ve 45.sınıflarında (P HAT FARM Şekil ) ibareli markasının müvekkili adına tescilli olduğunun, davalı Neta Ltd.Şti’nin bu markanın bire bir aynısını tescil ettirmek amacıyla diğer davalı TPE,ne başvurduğunu, müvekkilinin itirazının en son davalı TPE ‘nün YİDK’ nca reddedildiğini markanın tanınmış marka olduğunu, Paris Sözleşmesinin 1.mükerrer 6.maddesi uyarınca tanınmış markaların tescil edilemeyeceğini ve mevcut durumun iltibas ve haksız rekabete yol açacağını ileri sürerek, YİDK kararının iptaline, davalı şirketin başvurusunun reddine, eğer tescile karar verilmiş ise, tescilin iptali ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan TPE vekili, davacı markasının dünyanın çeşitli ülkelerinde tescilli olmasının tanınmışlığının karinesi olamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı vekili müvekkilinin markasının TPE nezdinde tescilli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, Savunma, Toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, davacının markası Türkiye’de tescilli değil ise de; davanın 556 sayılı KHK’ nin 7/1_ı 8/3 TTK ‘nun 56 ve 57.maddeleri hükümlerine dayandığı ve davacı markasının ilgili sektörde 556 sayılı KHK’nın 7/1_ı maddesi anlamında tanınmış marka olduğunu, “PHAT” ibaresinin davacının ünvanın esaslı unsuru olduğunu, Paris sözleşmesinin 8 maddesine göre ticaret ünvanının korunduğu, 556 sayılı KHK’nın 8/5 maddesi ve TTK’nun 56,57/5 Maddeleri uyarınca aynı alanda faaliyette bulunan davacı şirketin izni alınmadan bu ünvanın davalı şirketce marka olarak kullanılmasının olanaklı olmadığı gerekçeleriyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı ayrı ayrı davalı vekilleri temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ayrı ayrı davalı vekillerinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, ayrı ayrı davalı vekillerinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1.00.-YTL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan ayrı ayrı alınmasına, 18.04.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Başkan Üye Üye Üye Üye
Yurdaer ÖZDİLEK Y.DERME M.KILIÇ H.G.VURUALOĞLU H.COŞKUN



Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

Esas No : 2004/447
Karar No : 2005/82
Hakim : Serdar ARIKAN 25465
Katip : Gizem ÖZER 9782
Davacı : PHAT Fashions LLC.
Vekili : Av.Ahmet BAŞALAN, Ortaklar Cad.Güneş Apt.12/7
Mecidiyeköy/İSTANBUL
Davalılar: NETA Tekstil Turizm ve Ticaret ltd.Şirketi
Vekili : Av.M.Aysan AKERSİN, 9.Kısım B/5 Blok Daire 17
Ataköy/İSTANBUL
2-Türk Patent Enstitüsü
Av.Tarık MUTLUOĞLU, Hipodrum Cad.NO:15
Yenimahalle/ANKARA
Dava : YİDK.Kararının iptali ve Marka Hükümsüzlüğü
Dava Tarihi : 03.05.2002
Karar Tarihi: 15.02.2005


Yukarıda açık kimliği yazılı bulunan davacı vekilinin mahkememizce açmış bulunduğu davanın yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı PHAT Fashions LLC.vekili Avukat Ahmet BAŞALAN,müvekkil Şirket’in tekstil alanında uzun yıllardır faaliyette bulunan ve Dünya çapında haklı bir üne kavuşmuş kuruluş olduğunun, bu bağlamda P PHAT FARM Şekil ile PHAT FARM markalarının tekstil ürünleriyle ilgili olarak menşe ülke Amerika Birleşik Devletleri’de 07.12.1993/1809325 ve 26.12.2000/24154555 numaralar ile davacı adına tescilli bulunduğunu, aynı zamanda bu markaların değişik yabancı ülkelerde ayrıca tescillerinin sağlanıp tanınmış markalar haline getirildiğini, yeni markaların esaslı unsuru olan “PHAT “ ibaresinin davacı şirketin ticaret ünvanının esaslı unsurunu teşkil ettiğini, bilindiği gibi ticaret ünvanlarının ulusal tescillerine gerek olmadan Paris sözleşmesinin 8.maddesi gereğince korunduklarını, buna karşın davalılardan NETA…..ltd.şirketinin 2000/6413 kod nolu dosya üzerinden “P HAT FARM Şekil” ibareli markanın tescili için diğer davalı TPE’ye başvuru yaptığını, başvurunun ilanını takiben davacı tarafından yapılan benzerlik, iltibas, tanınmışlık,haksız rekabet nedenlerine dayalı itirazların reddedildiğini, oysa davalı şirketin aslında kötü niyetli olup, gerek müvekkiline gerekse dava dışı bazı şirketlere ait tanınmış yirketlerin ulusal tescillerini kendi adına yaptırmayı alışkanlık haline getirdiğini, somut olaydada davacıya ait dünya çapında tanınmış “ PHAT” ve “P HAT FARM” ibarelerini içeren markanın davalı adına tescilinin doğru olmadığını bilerek, 556 sayılı KHK.’nın 7/1-i,8/1 b 8/3,8/4 2.cümlesi ile 6762 sayılı TTK.nun” 56 ve 57.maddeleri gereğince TPE.,YİDK.’nın 14.02.2006 tarih ve M-315 sayılı kararını iptaline, dava konusu markanın tescil edilmiş ise hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalıdan Türk Patent Enstitüsü vekili Avukat Tarık MUTLUOĞLU, açılan davanın yerinde olmadığını YİDK.kararının doğru olduğunu söylemiş, diğer davalı NETA tekstil Turizm ve Ticaret LTD.şirketi vekili Avukat M.Aysan AKERSİN ise,davacı şirketin yabancı uyruklu olup öncelikle eldeki davayı açabilmesi için HUMK.’nun 97.maddesi delaletiyle 96.maddesi gereğince teminat yatırması, delil olarak sunduğu yabancı dilde yazılı bulunan belgelerin Türkçe tercümesinin noter onaylı olarak yapılması gerektiğini, esasa ilişkin olarakta, markalar arasında benzerlik ve iltibas’ın bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış marka kriterlerini karşıladığın, bu nedenle de tanınmış marka olarak kabul edilemeyeceklerini kaldı ki, davacı markalarının
Menşe ülkede tescillerini takiben 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde Ulusal tescillerinin sağlanması için TPE’ye başvurulmadığını, böylece bir rüçhan hakkından söz etmenin de olanaklı olmadığını söyleyerek davanın reddini istemiştir.

Mahkememizce taraflarca gösterilen tüm deliller ilgili yerlerden getirtilmiş, gelen belgelerin tetkikinden, iptali talep edilen YİDK, kararının davacı tarafa 5.3.2002 tarihinde tebliğe çıkartıldığı, eldeki davanın da süresinde 3.5.2002 gününde açıldığı anlaşılmış, işin esasına girilmiştir

HUMK.’nun 96 ve 97. maddelerinde Türkiye’de ikametgahları bulunmayan davacı veya müdahillerin uygun bir teminat yatıracakları vurgulanmış, 187/1-1 maddesinde ise, bunun ilk itiraz olarak davalı tarafından ileri sürülmesi gerektiği beyan edilmiştir. Yine Türkiye’nin imzalayıp üyelik sıfatını aldığı Paris Sözleşmesinin 3 ve 4.maddelerinde, üye ülkelere, kendi vatandaşlarına veya herhangi bir diğer üye ülkenin vatandaşına en üst seviyede sağladığı hakların tamamını, tüm üye devlet vatandaşlarına da sağlamak mükellefiyeti yüklenmiştir. Nihayet 556 sayılı KHK.nın 4.maddesinde, Paris Sözleşmesinin sağladığı bu olanağın öncelikle uygulanması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Eldeki davada ise, dava dilekçesinin davalı Şirket’e tebliğini takiben, istemi üzerine kendisine duruşma gününe kadar cevap vermesi olanağı tanınmış, ancak adı geçen 18.9.2002 tarihli cevap dilekçesinde teminat yatırılması itirazında bulunmamıştır. Bir an için 2675 sayılı MÖHÜK’ün 32.maddesi gereğince teminat yatırılması itirazını her zaman yapabileceği düşünülse bile, Paris Sözleşmesinin anılan hükümleri gereğince zaten böyle bir teminat istemek mümkün değildir.

Öte yandan davacı tarafın yabancı dilde yazılı bulunan delillerinin noter tasdikli tercümelerinin sunulması şeklinde bir zorunluluk yoktur. Tercümeden amaç mahkememizce denetime ve hüküm kurmaya yeterli, anlaşılabilir, güvenilir bir tercümenin yapılmasını sağlamaktır. Davacı tarafından sunulan belgelerden de bu amacın elde edildiği mahkeme hakimi tarafından bizzat belirlenip, taraf incelemelerine sunulmuştur. Davalı vekilinin somut yanlışları göstermeden, itiraz ettikleri tercüme hatalarını belirtmeden, anılan tercümelere salt noter tasdikli değildir şeklindeki karşı koyması mahkememizce davanın uzatılması amacına yönelik olarak algılanmış, davalı tarafın belirtilen tüm usul itirazlarının reddine karar verilmiştir. 556 sayılı KHK’nın YİDK, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 7/1-b maddesinde; “Aynı türde veya aynı türdeki mal ve hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş........ bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan markalar tescil edilemez” denilip, 8/1-b maddesinde; “ Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş……. bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş….. markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise….. halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bur karıştırılma ihtimali tescil edilmiş…. marka ile ilişkili olduğunu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilmez” ifadelerine yer verilmiştir. Yine KHK.’nın 8/3 ve 8/5 maddelerinde özetle, tescilli veya tescilsiz bir sınai hak sahibinin maliki olduğu işaretin bir başkası adına tesciline mani olabileceği belirtilip, nihayet 8/4- ikinci cümlesinde “Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın itibarına zarar verebileceği tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu reddedilir.” olguları vurgulanmıştır.

KHK.’nın 7/1-b maddesindeki “aynı” ifadesinden birebir aynılık, “ayırt edilemeyecek kadar aynı” ifadesinden ise, ayırt edilemeyecek kadar benzerlik anlamlarını çıkartmak, bu nedenle de ayrıca markalar arasında bir iltibas tehlikesinin olup olmadığı konusu üzerinde durmaya gerek olmadığı anlaşılmalıdır. Nitekim 5194 sayılı yasayla açıklanan olgu düzeltilmiş ve “ayırt edilemeyecek kadar aynı” ifadesindeki “aynı” sözcüğü “benzer” olarak değiştirilmiştir.

Somut uyuşmazlıkta davacıya ait markalar “P PHAT FARM Şekil” ve “PHAT FARM”, uyuşmazlık konusu marka ise “P PHAT FARM Şekil” sözcük ve şekil komposizyonlarından ibarettir. Taraf markalarında yer alan “ P PHAT FARM” ibareleri fond itibarıyla birbirlerinden farklı büyüklükte yazılmışlar ise de, birbirlerinin birebir aynısı olan kelimelerdir. Aynı şekilde davacı markalarındaki şekil dahi davalının tescilini istediği markada aynı şekilde düşü
nülmüş, sadece büyüklük açısından farklılık yaratmaya çalışılmıştır. Şu halde her iki markanın gerek sözcük, gerek şekil ve gerekse bütünsel anlamdaki genel görünüm itibariyle birbirlerinin ayırt edilmeyecek kadar benzeri oldukları ortadadır. Bir başka anlatımla davalı markasının 556 sayılı KHK’nın 7/1-b maddesi gereğince tescili olanaklı değildir. Böyle bir durumda yukarıda vurgulandığı gibi ayrıca KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas ve iltibas tehlikesi olguları üzerinde durmaya gerek yoktur. Ne var ki, davacı markaları Türkiye’de tescilli markalar değildir. Böyle olunca da gerek anılan maddenin , gerekse maddenin, gerekse KHK’nın 8/1-b ve 8/4 ikinci cümle maddelerinin olaya uygulanmaları mümkün görülmemiştir.
Ancak davacı taraf gerek tescil aşamasındaki itiraz dilekçesinde, gerekse dava dilekçesinde KHK’nın 7/1-i maddesi ile 8/3 ve 6762 sayılı TTK’nın 56 ve 57 maddelerine dayanmıştır. Bilindiği gibi KHK’nın 7/1-i maddesindeki tanınmış markalar mutlak tescil engeli olarak düşünülmüş, 8/3 ve bunun muadili olan 8/5 maddelerinde de, tescilli veya tescilsiz sınai hak sahiplerinin, haklarına konu işaretlerin aynısının veya benzerlerinin üçüncü kişiler tarafından marka olarak tesciline engel olabilecekleri hüküm altına alınmıştır. Şu halde eldeki davada, öncelikle davacı markalarının KHK’nın 7/1-i maddesi anlamında tanınmış marka olup olmadıkların, tanınmış değillerse bu defa KHK’nın 8/3 maddesi anlamında davacı yanın bir sınai hakka sahip bulunup bulanmadığının tespiti gerekmektedir.
556 sayılı KHK’nın 7/1-i maddesinde, “Sahibi tarafından izin verilmeyen Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesine göre tanınmış markalar tescil edilemez.” denilmektedir. Öte yandan Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesinde, KHK’nın 7/1-i maddesi anlamında tanınmış markadan ne anlamak gerektiği konusunda açık bir hüküm yoktur. 556 sayılı KHK’ki madde metninden anlaşıldığı kadarıyla, ulusal tescil şartı aranmamaktadır. Şu halde anılan madde anlamındaki tanınmışlık kavramının açılımını Paris ve TRİP’s sözleşmeleri, Yargıtay kararları, WIPO ilke kararları ve doktrinde belirtilen esaslar çerçevesinde irdelemek gerekir.
KHK’nın yollama yaptığı Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesine göre, bu sözleşmenin sağladığı olanaklardan yararlanacak bir kişiye ait olduğu herkes tarafından bilinen bir markanın, karışıklığa sebebiyet verebilecek şekilde aynı veya benzeri ürünlerde kullanılması engellenmek istenmektedir. Sözleşmenin anılan hükmüne göre tanınmışlıktan söz edebilmek için, markanın ürün yani ticaret markası olması, herkes tarafından bilinmesi, aynı veya benzer ürünlerde kullanılması ve böyle bir kullanımın karışıklığa sebebiyet verebilecek nitelikte olması gerekir. Şu halde Paris Sözleşmesine göre sadece ticaret markaları, tescilli olup olmadıklarına, ülkede kullanılıp kullanılmadıklarına bakılmaksızın, korunmanın talep edildiği ülkede herkes tarafından niceliksel olarak biliniyorsa, niteliksel yönü dikkate alınmaksızın (tanınmışlığın ekonomik değeri, markanın itibarı, gücü v.s.) tanınmış marka olarak korunabilirler. Bu esaslar daha sonra TRIP’s sözleşmesinin 16/2 ve 3 maddeleri ile kısmen genişletilmiş, WIPO ilke kararlarıyla da maddede geçen terimler somutlaştırılmıştır. Bu bağlamda TRIP’s 16/2 maddede, “ herkes” kelimesinin sınırı ilgili sektör olarak belirtilip, “bilinme” olgusu ise markanın tanıtımı ve promosyonu sonucunda ulaştığı tanınmışlık derecesi olarak tanımlanmıştır. 16/3 maddede de, Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesinin uygulama alanı genişletilmiş, farklı mal ve hizmetler yönünden de tanınmış markalarının korunması sağlanmıştır. Ancak farklı mal ve hizmetler yönünden sağlanan böyle bir koruma için , uyuşmazlık konusu marka kullanımının tanınmış marka sahibi ile arasında bir ilişki olduğu izlenimi vermesi ile bu kullanım nedeniyle marka sahibinin menfaatlerinin zarar görmesi gerekir. Bunlardan ayrı olarak WIPO nezdinden oluşturulan uzmanlar komitesi tanınmış markalarla ilgili bir kısım kriterler belirlemiş, buna göre de tanınmışlığın tespitine, markanın kullanım süresi kapsamı ve coğrafik alanının genişliği, reklam, promosyon, fuarlara katılım ve fuarlar düzenleme, kataloglar hazırlama gibi tanıtım faaliyetleri, bu çalışmaların kapsamı, süresi ve mali bütçesi, marka hakkının hangi etkinlikte ve verimlilikte korunduğu v.s. olguların dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. Şu halde anılan açıklamaları soyut bir şekilde ifade eden ve içeren 556 sayılı KHK’nın 7/1-i maddesi anlamında bir tanınmış markadan söz edilebilmesi için, bir hizmet veya ticaret markasının toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, yani marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin refleks halinde, hiç düşünmeden ve birinin hatırlatma yapmasına ihtiyaç duymadan hatırlamaları, bu tanınmışlığın Korunmanın talep edildiği ülkede gerçekleşmesi gerekip, markanın ülkede kullanılmaması ve TPE’de tescilli olup olmaması önemli değildir. Buradaki ilgili sektör ise, markanın kullanıldığı ürün veya hizmetlerin gerçek ya da potansiyel tüketicileri, bu alandaki iş çevreleri ve markanın kullanılacağı ürün veya hizmetlerin dağıtım kanallarında yer alan görevli kişilerdir. Bunların haricinde markanın ayrıca niteliksel olarak da tanınmış olmasına gerek yoktur. Kısaca niceliksel tanınma yeterli görülmüştür.

Bu açıklamalardan somut uyuşmazlığa dönersek, davacıya ait marka “P PHAT FARM Şekil” davalı marka ise aynı şekilde “P PHAT FARM Şekil” dir. Her iki marka da yukarıda açıklandığı gibi birbirlerinin ayırt edilemeyecek kadar benzeri olan markalardır.

Doya içinde yer alan tescil belgeleri, broşürler, tanıtım belgeleri, reklam harcamaları ve davacı tarafından sunulan tüm delillerden, davacıya ait “P PHAT FARM Şekil” markasının özellikle ilgili sektör bazında KHK.’nın 7/1-i maddesi anlamında tanınmış bir marka olduğu anlaşılmaktadır. Bu marka gerek dilekçe ekinde sunulan tescil belgelerine göre toplam 30 yabancı ülkede ve gerekse OHİM’de topluluk markası olarak tescil ettirilmiştir. Yine davacı vekili tarafından dosyaya sunulan tercümeli tescil belgelerinden, “P PHAT FARM Şekil” ibaresinin davalı markayla aynı şekilde 25. ve ilave diğer sınıflarda yer alan ürünler için Nice Anlaşmasına göre hazırlanmış mal ve hizmetlerin sınıflarını gösterir listeyi geniş ölçüde kapsayacak bir yelpazede tescilli bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı firmanın bu markanın tanıtımı ile ilgili olarak hazırlattığı internet sitesi, markayı taşıyan ürün ve hizmetlerin tanıtımı için bizzat düzenlenen veya iştirak edilen fuarlar markanın kazandığı ödüller, markayla ve markanın kullanıldığı ürün ve hizmetlerle ilgili basın ve yayın organlarında çıkan haberler dikkate alındığında ulaşılan sonucun aynı olacağı, davacı markasının tanınmış olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Şu halde davacı markasının 556 sayılı 7/1-i anlamında tanınmış marka olduğu, aynı ve benzer mal veya hizmetler yönünden yapılacak tescile de engel olabileceği sonucuna ulaşmak mümkün olup, açıklanan nedenlerle davacının YİDK. kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerinin kabulüne karar verilmiştir. Nitekim dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporlarında da benzer gerekçelerle aynı sonuca ulaşılmıştır.

Bunlardan ayrı olarak “PHAT” ibaresi davacı Şirket’in ticaret unvanının esaslı unsurudur. Paris Sözleşmesinin 8, 556 sayılı KHK.’nın 8/5 ve 6762 sayılı TTK.’nun 56 ve 57/5 maddeleri gereğince, aynı alanda, yani tekstil alanında faaliyette bulunan davacı Şirket’in iznini almadan, anılan ibarenin davalı tarafından kullanılması zaten olanaklı değildir. Çünkü ticaret unvanları ulusal tescil şartı aranmaksızın Paris Sözleşmesinin 8.maddesi gereğince korunmakta olup, bu ibarenin izin alınmaksızın davalı tarafından kullanılması, anılan ibareyle ilgili olarak davacı tarafından yapılan tanıtım ve reklam harcamalarının haksız istimali olup, ibarenin ulaştığı ün ve güvenden sebepsiz yararlanmadır. Ne var ki, bir önceki paragrafta ulaşılan sonuç nedeniyle, KHK’nın 7/1-i maddesi gereğince davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden, bu olgu üzerinde daha fazla durulmamıştır.


HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerden ve tüm dosya kapsamından:

Açılan davanın kabulüne;

TPE, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 14.2.2002 tarih ve M-315 sayılı kararının iptaline

Davalı NETA Tekstil Turizm ve Ticaret Ltd. Şirketi adına tescilli 11.4.2000 tarih ve 6413 kod nolu markanın hükümsüzlüğüne

Harçlar Yasasına göre hesaplanan 11.200.000.-Tl. maktu karar harcından peşin alınan 4.960.000.-Tl’nin mahsubu ile bakiye 6.240.000.-Tl’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline

Avukatlık ücret tarifesine göre hesaplanan 1.100.000.000.Tl. maktu vekillik ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp, davacıya ödenmesine

Davacı tarafından yapılıp aşağıda dökümü yapılan toplam 121.080.000.Tl. yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya ödenmesine, davalıların yaptıkları masrafların üzerlerinde bırakılmalarına dair karar taraf vekillerinin huzurlarında temyiz yolu açık olmak üzere açıkça okunup anlatıldı. 15.2.2005

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:08 Sıra No:554       Okuma:29028 
13.HD.
E: 2005/4999 K: 2005/10171
15.6.2005
  • SÖZLEŞMENİN ASKIYA ALINMA İŞLEMİNİN İPTALİ
  • GENEL VE ÖZEL YETKİLİ MAHKEME
  • ECZANE
      1086/m.9,10


ÖZET:T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2005/4999
K. 2005/10171
T. 15.6.2005
• SÖZLEŞMEDEN KAYNAKLANAN DAVA ( Sözleşmenin Askıya Alınma İşleminin İptali - Davacının Seçimine Göre Hem Genel Ve Hem De Özel Yetkili Mahkemede Dava Açılabileceği )
• SÖZLEŞMENİN ASKIYA ALINMA İŞLEMİNİN İPTALİ ( Davacının Seçimine Göre Hem Genel Ve Hem De Özel Yetkili Mahkemede Dava Açılabileceği )
• YETKİ SÖZLEŞMESİ ( Sözleşmeden Kaynaklı Dava - Sözleşmede Yetkili Mahkemenin Belirlenmiş Olması HUMK.nun 9. Maddesi Uyarınca Genel Yetkili Olan Ve 10. Maddedeki Kural Gereğince Özel Yetkili Bulunan Mahkemelerin Yetkilerini Kaldırmadığı )
• GENEL VE ÖZEL YETKİLİ MAHKEME ( Sözleşmeden Kaynaklı Dava - Sözleşmede Yetkili Mahkemenin Belirlenmiş Olması Genel Yetkili Olan Ve 10. Maddedeki Kural Gereğince Özel Yetkili Bulunan Mahkemelerin Yetkilerini Kaldırmadığı )
1086/m.9,10
ÖZET : Dava, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin davalı tarafından askıya alınma işleminin iptali isteğine ilişkin olup uyuşmazlık sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Tarafların sözleşmede yetkili mahkemeyi kararlaştırmış olmaları, HUMK.nun 9. maddesi uyarınca genel yetkili olan ve 10. maddedeki kural gereğince özel yetkili bulunan mahkemelerin yetkilerini kaldırmaz. Dolayısıyla dava, davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir.

DAVA : Taraflar arasındaki sözleşmenin feshi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin yetkisizliğine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı kurumun Adana Bölge Müdürlüğü tarafından gönderilen 24.12.2004 tarihli yazıyla sözleşmenin yedi yıl süreyle fesh edildiğinin bildirildiğini, gerekçe olarak sağlık kurulu raporunun sahte olarak düzenlendiğinin gösterildiğini, sahtelik iddiasının sadece iddiadan ibaret olduğunu ileri sürerek davalı idarenin haksız fesih işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğunu beyanla yetki itirazında bulunmuş, esas yönden de davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, mahkemenin yetkisizliğine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dava dosyasının yetkili ve görevli Ankara Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin davalı tarafından askıya alınma işleminin iptali isteğine ilişkin olup uyuşmazlık sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Her ne kadar HUMK daki genel kurala göre davanın davalının ikametgahı mahkemesinde açılacağı kabul edilmiş ise de, HUMK nun 10.maddesi hükmü uyarınca aynı zamanda sözleşmenin icra olunacağı yer mahkemesinde de açılabileceği kabul edilmiştir. Tarafların sözleşmede yetkili mahkemeyi kararlaştırmış olmaları, HUMK.nun 9. maddesi uyarınca genel yetkili olan ve 10. maddedeki kural gereğince özel yetkili bulunan mahkemelerin yetkilerini kaldırmaz. Dolayısıyla dava, davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. Taraflar arasındaki sözleşme Kahramanmaraş’da kurulmuş olup sözleşmenin ifa yeride Kahramanmaraş’dır. Böylece sözleşmenin icra edileceği yer mahkemesi bulunan Kahramanmaraş Asliye Hukuk Mahkemesinin de davaya bakmaya yetkili olduğunun kabulü zorunludur.

Bu durumda mahkemece yetki itirazının reddi ile işin esası incelenmeli ve ortaya çıkacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin kanuna aykırı biçimde dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar vermiş olması bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 15.06.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:07 Sıra No:553       Okuma:28024 
17.HD.
E: 2005/6723 K: 2005/5274
16.5.2005
  • DAVANIN KONUSUZ KALMASI
  • YARGILAMA GİDERLERİ VE VEKALET ÜCRETİ
      HUMK


ÖZET:Özü : DAVANIN KONUSUZ KALMASI HALİNDE MAHKEMENİN YARGILAMAYA DEVAM EDİP, TARAFLARIN DAVADA HAKSIZLIK ORANLARINI BELİRLEYEREK BUNA GÖRE HARCA, YARGILAMA GİDERLERİNE VE VEKALET ÜCRETİNE HÜKMETMESİ GEREKİR.


DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalılardan E.'ün sevk ve idaresindeki 67 ... 813 plakalı aracıyla müvekkiline ait diğer davalı N.'ın sevk ve idaresindeki 67 ... 969 plakalı ambulansın karıştığı trafik kazasından davalı E. %40, ambulans sürücüsü N.'ın %60 kusurlu bulunduğunu belirterek 4.028.000.000.TL idare zararının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan kusur oranlarına göre müştereken ve müteselsilen tahsili talep etmiş, yargılama sırasında aracın davalılar tarafından temir edildiğini, tazminat talebi konusuz kaldığından bunu takip etmediklerini müracaata bırakılmak suretiyle vazgeçtikleri ancak davanın açılmasına sebep olan davalılardan tesbit gideri yargılama masrafları ve vekalet ücretinin tahsilini imzası ile beyan etmiştir.

Davalı N. yargılama sırasında, hasarlı ambulansı yaptırdıklarını bu nedenle davanın reddini savunmuştur.

Davalı E. tebligata rağmen savunma yapmamıştır.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre tazminat talebi konusuz kaldığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.

Dosya içerisinde bulunan Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemet Genel Müdürlüğünün 8.10.2004 tarihli yazılarında; "Asıl alacak bakımından konusu kalmayan davanın müracaata bırakılmak suretiyle vazgeçilmesine ancak davalı davanın açılmasına sebebiyet vermiş, hasar dava açıldıktan sonra giderilmiş olduğundan tesbit masrafları, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden davanın takibi uygun görüldüğü" belirtilmiştir.

Somut olayda zarar yargılama esnasında davalılar tarafından karşılandığı için davanın konusuz kaldığı tarafların ve mahkemenin kabulünde olduğu gibi yazı içeriğinden de davacı idarenin davadan feragat etmediği anlaşılmaktadır. Usul hükümleri uyarınca, davanın konusuz kalması halinde yapılacak iş yargılamaya devam edilerek tarafların davada haksızlık oranları saptanıp ona göre harca yargılama giderlerine ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Bu durumda davalılar dava konsu zararın tamamını yargılama esnasında karşıladığına göre harç, tesbit gideri yargılama masrafları ve vekalet ücretiden sorumlu tutulması gerekirken, bakanlık yazısı feragat gibi nitelendirilerek masrafların davacı idarenin üzerinde bırakılması isabetli görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA) ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine, 16.5.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. ******

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:07 Sıra No:552       Okuma:28135 
19.HD.
E: 2005/9308 K: 2005/11621
24.11.2005
  • MENFİ TESPİT DAVASI
  • RESEN YETKİSİZLİK KARARI VERİLMESİ
  • ÖZEL YETKİNİN KAMU DÜZENİ İLE İLGİLİ OLMAMASI
      HUMK ,2004 s. IİK. m. 72


ÖZET:T.C.
YARGITAY
19. Hukuk Dairesi

E:2005/9308
K:2005/11621
T:24.11.2005

ÖZET: Menfi tespit ve istirdat davaları yönünden özel yetki kuralı öngörülmüş ise de, bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olmadığından re'sen yetkisizlik kararı verilemez.

(2004 s. IİK. m. 72)

Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın yetkisizlik nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı vekili, müvekkilinin kardeşi olan davalı Hacı'dan 1998 yılında 1.500.000.000.TL borç para aldığını, anlaşma gereği borcun davacı tarlasından altı yıl süreyle bedelsiz yararlandırılarak ödendiğini, teminat olarak da imzalı iki adet boş senet verildiğini, borcun ödenmesi nedeniyle senetlerin iadesi gerekirken senetlerin toplam 40.000 USD bedelli doldurularak Hacı'nın oğlu diğer davalı Niyazi tarafından Ankara Onbeşinci İcra Müdürlüğünde icra takibine başlandığını belirterek borçlu olunmadığının tespitine, senetlerin ve takibin iptaline, % 40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılara gönderilen duruşma davetiyesi yurtdışında bulunduklarından bahisle bila tebliğ iade olmuştur.
Mahkemece, İİK.nun 72. maddesine göre menfi tesbit davasında yetkili mahkemenin borçlunun seçimine göre icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi veya davalının ikametgahının bulunduğu yer mahkemesi olduğu, icra takibinin Ankara Onbeşinci icra Müdürlüğünde yapıldığı, davalıların ikametgahının yurt dışı olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin yetkisizlik nedeniyle reddine, yetkili mahkemenin Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
İİK.nun 72/son maddesi hükmünde menfi tespit ve istirdat davaları yönünden özel bir yetki kuralı öngörülmüş ise de, bu yetki kuralları kamu düzenine ilişkin değildir. Bu nedenledir ki menfi tespit davasına bakan mahkemelerce kendiliğinden (re'sen) yetkisizlik kararı verilemez. Davada, dava dilekçesi ve duruşma günü usulüne uygun olarak davalılara tebliğ edilmediği gibi, süresi içerisinde verilen bir cevap ve yetki itirazı da bulunmamaktadır.
Mahkemece açıklanan bu yönler gözetilmeden re'sen yetkisizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün (BOZULMASINA), peşin harcın istek halinde iadesine, 24.11.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                                                    (DERLEME)
  Ekleyen: avfehmi  8.8.2006 13:06 Sıra No:551       Okuma:28199 

Hukuk İçtihadı Ekle
   
1, 2, 3, 4, 5 ... 39
2. sayfa (Toplam 39 sayfa)

KEYWORDS:  içtihatlar, Yargıtay Kararları, Yargıtay Kararları Dergisi, Ceza Genel Kurulu, Hukuk Genel Kurulu, İçtihadı birleştirme kararı, Emsal Karar, temyiz, bozma, Yargılamanın Yenilenmesi, Olağanüstü itiraz, Aleyhe bozma yasağı, ceza, ağır hapis, hapis cezası, Ykd programı, ictihat makrosu,bakale.com,bakalecom,bakale